46’ncı Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Zirvesi Bahreyn’de yapılıyor. Toplantıda bölgedeki güvenlik dengeleri ve yeni ortaklıklar masaya yatırılacak. Uzmanlar, Körfez ülkelerinin Batı’ya güveninin azaldığını ve Türkiye’nin bölgesel ro

46’ncı Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi, bugün Bahreyn’in başkenti Manama’da gerçekleştiriliyor. Zirvede, bölgedeki değişen güvenlik dengeleri ve yeni ortaklık arayışları masaya yatırılacak. Bölge uzmanları, Körfez ülkelerinin “Batı’ya güveninin azaldığını” iddia ederken; Türkiye’nin NATO üyeliği, askeri kapasitesi ve savunma sanayisiyle bölgesel güvenlikte önemli aktör olarak dikkat çektiği belirtiliyor.
KİK Zirvesi’nde, bölgenin jeopolitik gerilimler nedeniyle ortak savunma ve güvenlik yapısının güçlendirilmesi konusu öne çıkıyor. Liderler, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri, Körfez güvenliğine etki eden krizleri detaylıca değerlendirecek. Ekonomik entegrasyon, ticaret ve yatırım alanlarında yeni adımlar atılması planlanıyor. Toplantıda, uzun süredir hedeflenen “daha bütünleşik Körfez ekonomisi” doğrultusunda ortak pazar ve ekonomik koordinasyon konuları görüşülecek. Zirvenin sonunda, üye ülkelerin bölgesel istikrar ve ekonomik ortaklıkları artırmaya yönelik ortak bildiri yayımlaması bekleniyor.
El Cezire’nin geçen ay yayınladığı habere göre, bölgedeki askeri varlığın önceki yıllara kıyasla daha az güven verdiği bir ortamda gerçekleştirilen zirvede, “ABD, İngiltere ve Fransa’nın bölgedeki askeri varlığının güvenilirliğinin azaldığı” vurgulanıyor. Ayrıca, Körfez ülkeleri ortak duruş geliştirmeye ve caydırıcılık kapasitesini artırmaya çalışıyor. Bölgedeki krizler ve güvenlik arayışları kapsamında, “kolektif güvenlik” tartışmaları “kolektif yönetim” ve “içsel güvenlik” başlıkları altında yapılıyor. Mısır, Pakistan ve Türkiye, bu kapsamda olası ortaklar olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin NATO üyeliği ve askeri kapasiteleri Körfez’de olası yeni güvenlik düzenlemelerinde dikkat çeken unsurlardan. Türk savunma sanayisinin teknolojik gelişmeleri ve İHA/SİHA teknolojisi, Körfez ülkeleri tarafından yakından takip ediliyor.
Bölgede güvenlik adımlarının en somut örneği, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında 17 Eylül’de imzalanan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması. Bu anlaşma, NATO’nun 5. maddesine benzer hükümlere sahip olup, bir tarafa yapılan saldırının her ikisine yapılmış sayılmasını öngörüyor. Bu gelişme, Riyad’ın güvenlik garantilerini çeşitlendirmesi ve ABD bağımlılığını azaltması yönünde önemli bir adım olarak görülüyor. ABD’nin bölgedeki askeri varlığı ve üsleri devam etmesine rağmen, Körfez ülkeleri, güvenlik kaynaklarını bölge içi ve yakın ortaklar aracılığıyla çeşitlendirmek istiyor. Pakistan’ın nükleer kapasitesi ve füze teknolojilerindeki ilerlemeler de, Suudi Arabistan’ın savunma sanayisini çeşitlendirme hedefine uyum sağlıyor. Riyad ve Islamabad arasında insansız hava araçları ve füze üretimi alanında iş birliği gözlemleniyor. Körfez ülkeleri, Batı ile bağlarını tamamen koparmayı hedeflemese de, güvenlik açıdan kaynakları çeşitlendirmeye çalışıyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve bölgesel rolü, olası güvenlik senaryolarında önemli yer tutuyor. Yeni güvenlik düzenlemeleri ve ülkeler arasındaki ortaklıklar, Körfez’in geleneksel güvenlik anlayışından farklı yeni bir stratejik denge arayışında olduğunu gösteriyor. Bu dengelemenin devam edip etmeyeceği, bölge ülkelerinin siyasi iradesine ve ortaklıkların sürdürülebilirliğine bağlı kalacak.