Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, 'Savunma Nöbeti' sırasında yaptığı konuşmada hukukun var olduğunu ve özgürlüklerin daraldığı bu dönemde seçme özgürlüğümüzün hâlâ bizde olduğunu vurguladı.

İstanbul Barosu öncülüğünde avukatlar adına Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi önünde düzenlenen "Savunma Nöbeti"nin ikincisinde konuşan Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, "Hukuk var, yok değil. Ama hukukun uygulanmasını istemeyen iktidarlar ve hukuku uygulamayan yargıçlar, savcılar var. ‘İktidar benim’ diyenler; ‘Benim sözüm emirdir, dediğimi yapacaksın, istediğimi tutuklayacaksın, istemediğimi bırakamayacaksın’ diyenler… Dünya, aslında söylediklerinizin uzun süre hatırlanacağı bir yer değil ama yaptıklarınız asla unutulmayacak. Yaşadığımız ülke bizleri köşeye sıkıştırmaya çalışırken, bu atmosferin pençesinde kendimizi ifade etmenin gitgide zorlaştığı, özgürlüklerimizin daraldığı, korkuların derinleştiği bu dönemde; geride hâlâ bizden alamayacakları bir şey var: Seçme özgürlüğümüz.” dedi.
Avukatlar, mesleklerini yaparken tutuklanan meslektaşları adına İstanbul Barosu öncülüğünde Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi önünde geçen hafta ilkini gerçekleştirdikleri bir “Savunma Nöbeti” başlatmıştı. Bugün de aynı yerde devam eden “Savunma Nöbeti”nde İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu konuşma yapmıştı. Bugün ise konuşma yapmak üzere Artvin Barosu Başkanı ve Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, Çağlayan’a geldi. Nöbette ilk konuşmayı yapan Artvin Barosu Başkanı Handan Demirel, şu ifadeleri kullandı:
Diğer konuşmacılar arasında Artvin Barosu Başkanı Handan Demirel de yer aldı. Demirel, “Her yönetim yasaları kendi yararı için çıkarır, yönetilenleri de bunun kendileri için doğru ve yararlı olduğuna inandırırlar. Her yerde adalet aynıdır ve güçlünün işine yarar denmektedir. Bugün milattan öncesinden günümüze baktığımızda yine siyasal gücün her zaman devlet ve onun icra aygıtları tarafından uygulanan zorlayıcı bir güç olduğunu görmekteyiz. Ancak, anayasal bir rejimde siyasal güç aynı zamanda kolektif bir yapı olarak özgür ve eşit vatandaşların da gücüdür. Demokratik düşünce tarihinde çeşitli hak bildirgeleri ve insan hakları beyannamelerinde görülen belirli anayasal güvencelerin yanına, bazı haklar ve özgürlüklerin kazanılmasına da odaklanılmıştır. “Bizler, özgür barolar olarak son kaleleriz” Hakkaniyet olarak adalet de bu geleneği takip etmektedir. Kurumların en önemli erdeminin adalet olması gerekmektedir. Demokratik rejimde ifade özgürlüğünü, toplanma hakkını, düşünce ve vicdan özgürlüğünü en baştan varsaymasını itirazsız olarak kabul etmek gerekmektedir. Bu kavramların sadece adaletin temel ilkesi için gerekli olmadığı aşikârdır; aynı zamanda siyasal işlerin rasyonel bir şekilde yapılması için de gereklidir. Tarihsel olarak anayasal devletin en önemli kusurlarından birisi, adil siyasal özgürlüğün değerini sağlamada başarısız olmasıdır. Güçler ayrılığını savunan Montesquieu’nün dediği gibi, bir rejim halkın adalete inanmaz hale geldiği noktaya gelince o rejim artık mahkûm olmuştur. Hukuk devletinin temel unsuru, faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır. Gelinen noktada siyasal iktidarın hukuk kurallarını ve bu bağlamda soruşturmaları bir güç argümanı olarak kullanması karşısında hukuk devletinin varlığından da bahsedemiyoruz. Bildiğimiz üzere, Atina’da sadece hür insanlar avukatlık yapabiliyor, Roma’da ise meslek onur mesleğiydi. Hak arama yolunda bireyin yanında yer alan, bilgini ve zamanını hak arayanlara adayan savunma mesleğinin onurlu temsilcileridir avukatlar. Mesleğimiz sadece bilgi değil, aynı zamanda cesarettir ve burada bulunmak hepimize örnektir. Artık, ‘İki şeyi savunuyorum: gerçeği ve kafamı’ seviyesine geldik. Ülkemizin kurucu önderi Atatürk’ün, ‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir’ sözleri, esasen kurucu ilkelerimizi ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, özgür ve bağımsız barolar adaletin savunucuları olabilir ve bizler de bu doğrultuda çalışıyoruz.”