Hatay’da depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen yıkım sona ermedi. Antakya Çevre Koruma Derneği Başkanı Karasu, taş ocakları ve beton santrallerinin şehirde önemli sorunlara yol açtığını belirtti.

Hatay’da depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen yıkımın tamamlanmadığı belirtiliyor. Antakya Çevre Koruma Derneği Başkanı Nilgün Karasu, taş ocakları kaynaklı tozların hayvanlarda ve insanlarda çeşitli deri hastalıklarına neden olduğunu aktardı. Dinamit patlamaları nedeniyle ineklerin düşük yaptığı ve günlük 30 kilo süt veren bir ineğin veriminin 10 kiloya kadar düştüğü bildirildi. Ayrıca, zeytin ağaçlarının üzerinde biriken tozun mahsulü olumsuz etkilediği ve vatandaşların toz nedeniyle mahsul toplayamadığı belirtildi. Yağmur yağmamasıyla tozun arttığı ve zeytin toplamaya çalışanların 15 gün hastalandığı da kaydedildi.
Karasu, ANKA Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, depremin ardından geçen üç yıldaki gelişmeleri ve yeniden inşa sürecinde yaşanan sorunları değerlendirdi. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunun, depremden altı ay sonra kaldırılmasının, kentte geri dönüşü olmayan çevresel zararlar meydana getirdiğini söyledi. İlk ayların enkaz kaldırma çalışmaları ve asbest nedeniyle kirlenen hava ve su kalite sorunlarının, şimdilerde taş ocakları ve beton santralleri nedeniyle daha da kötüleştiğine vurgu yaptı.
Karasu, ÇED gerekliliğinin kaldırılmasının ikinci bir deprem felaketi olduğunu belirtti. Taş ocağı sayısının 22’den 200’e yükseldiğini aktardı. Özellikle kırsal alanlarda hayvancılık ve tarımın sona erdiğini ifade eden Karasu, taş ocaklarına yakın evlerin zarar gördüğünü, camların kırıldığını ve duvarlarda çatlaklar oluştuğunu dile getirdi. Taş ocaklarından çıkan tozun hayvan ve insanlarda deri hastalıklarına yol açtığını, dinamit patlamalarının ineklerin düşük yapmasına neden olduğunu ve süt veriminin düştüğünü belirtti. Vatandaşların tozdan dolayı mahsullerini toplayamadığını ve yağmur beklentisinin de yetersiz kaldığını belirtti. Zeytinlerin üzerinde oluşan yağ tabakasının, zeytinyağına dönüşerek mutfağa kadar girdiğine dikkat çekti.
Hava kirliliğinin kentte en yoğun seviyeye ulaştığını ifade eden Karasu, bunun ana nedeninin şantiye haline gelen kent olduğunu söyledi. TOKİ’nin, ihaleyi alan firmalara kendi betonunu yerinde üretmesine izin vermesiyle şehirde beton santrallerinin çoğaldığını belirtti. Hemen her sokakta beton santrali bulunduğunu ve firmaların kazanç amacıyla şantiyenin yakınında beton ürettiğini vurguladı. Bu durumun halk sağlığı ve çevre açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu, hukuki yollara başvurduklarını ve bazı santrallerin kapatıldığını aktardı. Ancak, kapatılan santrallerin isim değiştirerek ve kapasite düşürerek tekrar faaliyete geçtiğini belirtti. Mahkeme kararlarına rağmen vatandaşların mücadele ederken gözaltına alındığını ve 24 saat yemek ve su verilmediği zamanlar yaşandığını söyledi. Bu gelişmelerin halkta büyük bir umutsuzluk yarattığını dile getirdi.
Ek olarak, bölgede yaşanan gıda krizi ve hava kirliliği nedeniyle halkın kendi bostanlarında üretim yapamadığını, yerel fiyatların büyükşehirlerle yarıştığını ifade etti. Kentin yeşil alanlarının yok olduğunu ve Atatürk Parkı’nın bir köşesine beton santrali yerleştirildiğini, gürültü ve toz nedeniyle parkta zaman geçirilemediğini söyledi. Ayrıca, tarihi ağaçların kuruma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve şehrin beton yığınına dönüştüğünü belirtti.