Ayşe Aslı Duruk, yazıya dair düşüncelerini paylaşırken, sözcüklerin ve cümlelerin henüz görünür olmama durumuna ve hayali orman temasına değiniyor.

Ete kemiğe; harflere ve kelimelere bürünmemiş olan cümlelerin, hikayelerin, denemelerin ve yazı türündeki her şeyin bulunduğu olasılıkların dünyasına uzaktan bakıyorum.
Hiçbirisi, sözcüklerden örülmüş bir hırkayı sırtlarına geçirip bu tarafa doğru yürümek istemiyor; henüz okuma ve yazma öğrenmemiş bir çocuk gibi kalıyorum ekranın karşısında.
Sözcükler, var olmak için çaba sarf etmiyor, koşup kaçışıyorlar; varlık dünyasına geçmek ve görünür olmak isteyen hiçbir cümle yokmuş gibi, var olduklarını gösterme çabası içinde değiller. Ben, henüz doğmamış olan potansiyel cümlelerin yanına gidiyorum; aslında gitmemem gerekenlerin yanına...
Hiyerarşi olmadan, onların bana değil, benim onlara ihtiyaç duyduğumu fark ediyorum; onların bana yaklaşmasını sağlayan 'anne' rolündeyim. Fakat sözcükler, kaçıp saklanıyorlar; geniş ağaçların ve sazlıkların arkasına, göl kenarındaki alanlara gizleniyorlar.
Çünkü, sözcüklerin örüldüğü o hırkayı sırtlarına geçirmedikleri gibi, ben de ne yazacağımı düşünmüyorum; onları her seferinde varlık dünyasıyla buluşturmak için çalışıyorum. Yoksa, üşüyecekler ve ben bu yazıyı yazamayacağım.
Ormanın varlığından bahsedince, buranın bir orman olduğunu anlamış olmalısınız. Yoğun ve nemli havası, size iyi ya da kötü gelir mi bilmiyorum. İçinde devasa ağaçlar ve çeşitli renklerde çiçekler var; kokular birbirleriyle karışarak havada bir koku ahengini oluşturuyor. Uzun süre bu sihirli ormandan çıkmak istemiyorum ve hayranlık duyuyorum. Fakat her düşünce anında, bunu hemen belli etmek istemiyorum; susuyorum.
Yine de onları çağırmaya, çağrısız davetlerle orada tutmaya devam ediyorum... Onları yakalayıp, o harikalarla, harflere, kelimelere ve cümlelerle buluşturmak için ormanın içinde dolaşıyorum. Aksi halde, üşüyecekler ve bu yazıyı yazamayacağım.