DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Diyarbakır’daki iftar programında İran’a yönelik saldırılara ve bölgedeki gerilime ilişkin açıklamalarda bulundu. Barış ve hukuk vurgusu yapıldı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Diyarbakır’da düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına değindi. Babacan, “Unutmayalım, dış müdahalelerle demokrasi kurulamaz. Geçmişte Irak ve Afganistan örneklerini gördük. Bu nedenle, saldırıların başladığı ilk günden itibaren tavrımızı açıkça ifade ettik. Bu askeri operasyonu güçlü biçimde kınadık. Fakat aynı zamanda, İran’ın bölgedeki ülkeleri hedef alan saldırıları da kabul edilemez. Gerilimi artıran her adım, her yeni füze, bu yangını daha da büyütür” dedi.
Sözlerine, 16 Mart 1988’de gerçekleşen Halepçe katliamının yıl dönümüne atıfta bulunan Babacan, “O zamanda hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum. Allah, insanlığa böyle büyük bir zulüm ve vahşeti bir daha göstermesin. Bu acıları hafızamızda tutarak, insanlık suçu işleyeceklerin hem toplum vicdanında hem de mahşer yerinde mahkum edilmesinin gerekliliğinin bilincindeyiz” ifadelerini kullandı.
Babacan, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıldönümüne de değindi ve “111 yıl önce, Çanakkale’de, hep birlikte omuz omuza vererek büyük bir kahramanlık destanı yazdık. Türk ve Kürt halkı aynı bayrak altında, aynı siperlerde mücadele etti. Bugün de, o "Çanakkale ruhu"nu yaşatmalı ve bu topraklarda barış ve birliği sağlamalıyız” şeklinde konuştu.
Babacan, 21 Mart’ta kutlanacak Nevruz’a ilişkin şunları söyledi: “Nevruz, baharı, yenilenmeyi ve umudu simgeleyen, Mezopotamya’dan Orta Asya’ya uzanan bir bayramdır. Bu günler, birlik ve beraberliği ve barış arzusunu temsil eder. Tüm halkların bu anlamlı günü, ortak değerler ve sevgiyle kutlamasını dilerim. Diyarbakırlı vatandaşlarımıza ve Nevruz’u kutlayan herkese bayramını tebrik eder, bölgedeki barış ve bereketin artmasını dilerim.”
Babacan, ülkenin sorunlarına da değindi ve “Sorunlar korku, hamaset ve düşmanlıkla çözülmez. Cesaretle yüzleşmek ve yeni sözler söylemek, devlet yönetiminde temel ilkelerimizdir” dedi. Çözüm sürecini desteklediklerini vurgulayan Babacan, “1 Ekim 2024’te başlayacak sürecin ilk gününden beri barışa ve huzura destek verdik. İçimizden, ‘Yüzde 5 ihtimal bile olsa destekleyeceğiz’ diyerek, elimizi taşın altına koymaya hazır olduk. Diyarbakır’da, ilk günlerde ve yıllar sonra da, söylenilmesi gerekenleri açıksözlülükle dile getirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Babacan, kalıcı barışın adalet ve hukuk devleti ile mümkün olacağını belirtti. “Haklar, özgürlükler pazarlık konusu yapılamaz. İnsan hakları, siyasi hesapların gölgesinde kalmamalıdır. Kimse, inanç, kimlik veya düşünceleri sebebiyle yargılanamaz, tutuklanamaz. Toplumda ayrımcılık ve kutuplaşma, devlet ve toplum güvenini zedeler” dedi. Ayrıca, kayyım uygulamaları ve yargıya müdahalelere karşı durmaya devam ettiklerini sözlerine ekledi.
Babacan, bayram alışverişlerindeki zorluklara da değinerek, “Bayramlar, kardeşlik ve dayanışma zamanıdır. Ancak, insanların geçim sıkıntısı yüzünden bayram sevincini yaşayamaması üzüntüdür. Eskiden bayramlara hazırlık yapılır, sevinç ve coşku yaşanırdı. Şimdi ise, pek çok aile geçim endişesiyle, çocuklarına bayramlık alamıyor, bayram sofrası kuramıyor. Bu, bizim için utanç vericidir” diye konuştu.
Babacan, ekonomik ve hukuki sorunların ve toplumsal huzursuzluğun temelinde hukuk sisteminin güçsüzlüğü olduğunu belirtti. “Hukuk zayıflarsa ekonomi de zayıflar. Adalet tam bulunmadığında, devlet güven kaybeder. İnsanlar devlete güvenmediğinde, huzur ve barış azalır. Ülkemizin doğusundan batısına kadar, halkın güven ve refahı için çalışıyoruz” dedi. “Barış ve istikrar için çatışmaların sona erdiği, huzurlu ve birlik halinde bir Türkiye’ye ulaşmak istiyoruz” dedi.
Konuşmasında, İran’a yönelik saldırıların ve uluslararası müdahalelerin bölgesel ve ülke güvenliğini tehdit eden gelişmeler olduğunu kaydeden Babacan, “ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası hukukun ihlalidir. Bu savaşlar, yıkım ve göç getirir. Sorunlar diplomasi ve barışçıl yollarla çözümlenmelidir. Bu, bölge ülkeleri ve bizim güvenliğimiz açısından da önemlidir. Her yeni füze ve saldırı, bu yangını daha da büyütür. Bölgedeki tırmanış, Türkiye’nin güvenliğini de yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle, Türkiye’nin soğukkanlı ve ilkeli bir duruş sergilemesi ve diplomasiyi ön planda tutması gerekir” diye konuştu.