CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, savunma sanayindeki gelişmeler ve Türkiye’nin bölgedeki güvenlik durumu hakkında yaptığı açıklamada, devam eden projelerin hızlandırılması gerektiğini vurguladı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, bölgede yaşanan çatışmalara ve savunma sanayindeki planlamanın milli güvenliğe etkileri üzerine yaptığı açıklamada, “Bugün dünyanın birçok ülkesi entegre hava ve füze savunma sistemlerini çoktan kurmuş durumda. Münferit çalışmalar olsa da Türkiye’de Entegre Hava Savunma Sistemi Çelik Kubbe projesi 2024 yılında başladı. Balistik füze savunması konusunda hala arzu edilen seviyede değiliz. Geçtiğimiz günlerde İran’dan ateşlenen balistik füzeler bölgede bulunan NATO kontrolündeki ABD muhribi tarafından vurulmasaydı ne olacaktı? Stratejik bağımsızlık iddiası ile bu tablo arasında açık bir çelişki vardır” dedi.
Bağcıoğlu, partisinin genel merkezinde ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan ve bölgeye yayılan çatışmalar ile savunma sanayisindeki planlamanın milli güvenliğe etkileri hakkında açıklama yaptı. Konuşmasının başında İstiklal Marşı’nın kabulünün 105’inci yılında Atatürk, Mehmet Akif Ersoy ve şehitlere saygılarını sunduğunu belirtti.
Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Karadeniz ve Orta Doğu’da gerginliklerin ve çatışmaların arttığını vurgulayan Bağcıoğlu, “Türkiye böyle kritik bir güvenlik ortamında, savunma sanayisindeki başarılı projeleriyle gurur duymalıdır. Milli güvenlikte propaganda değil, kapasite söz konusu olur. Türkiye son yıllarda savunma sanayisinde önemli gelişmeler kaydetmiştir. İnsansız hava araçları, milli gemi projeleri, mühimmat teknolojileri ve yeni platformlar Türk mühendisliğinin seviyesini göstermektedir” ifadelerini kullandı.
“Yapıcı eleştirilerimizle zafiyetleri dile getirmeye devam edeceğiz” diyen Bağcıoğlu, şu açıklamaları yaptı: “Ancak bu başarıların arkasına saklanarak hayati zafiyetleri görmezden gelmek Türkiye’ye en büyük kötülüktür. Çünkü Türkiye, gün geçtikçe ağırlaşan güvenlik ortamıyla karşı karşıyadır. Bunu kuzey ve güney sınırlarımızda görüyoruz. Sözde savunma uzmanlarının ve klavye kahramanlarının savunma sanayisine ilişkin yanlışların dile getirilmesine ve yapıcı eleştirilere karşı çıkması şaşırtıcı değildir. Gerçekleri perdelemeye çalışanlar, maddi beklentiler veya kariyer hesapları yapanlar bilsin ki savunma meseleleri propaganda alanı değil, devlet ciddiyeti gerektirir.”
Bağcıoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Doğru bildiğimizi söylemeye devam edeceğiz. Savunma sanayimiz milli gururumuzdur ve siyasetten bağıdır. Her savunma projesinin arkasında Cumhuriyet hükümetleri, Türksel milletinin ve kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin katkısı vardır. Başarıyla gerçekleşen her projeden milletimiz pay sahibidir. Savunma sanayimize yönelik yapıcı eleştiriler partisiz bir şekilde gündeme getirilmeli, siyasi kayırmacılık veya tarikat bağlantısı kabul edilmemelidir. Örneğin, Altay tankı, TF2000 muhripleri ve milli motoru içeren projelerin gecikmeleri gündeme getirilmeli. Son 20 yılda envantere katılan F-16 sayısı, Çelik Kubbe projesine geç başlayışımız ve diğer projelerin gecikmeleri de sorgulanmalıdır. Son zamanlarda, NATO ülkeleri tarafından rahatlıkla tedarik edilebilen F-16 Blok 70 uçaklarının alımındaki sıkıntılar, milli sistemlerimizdeki gecikmeler ve S-400 alımındaki sorunlar da ele alınmalıdır. Çünkü bu kararların maliyetleri büyük olmuştur ve sorumluları hesap vermelidir.”
Bağcıoğlu, Türkiye’de savunma sanayinin temellerinin 1930’lardan itibaren atıldığını belirterek, “Savunma sanayi, bir partinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin eseridir. Kimse CHP’ye millilik dersi vermesin. 1990’larda başlatılan projeleri sahipleniyorsanız, 2005-2015 arasındaki FETÖ konularına göz yummanın ve TSK’ya zarar vermenin de sorumluluğunu kabul etmelisiniz. Kumpas ve saldırılar sonucu 2008-2015 yılları arasında yüzlerce asker tasfiye edilmiştir. Bu saldırılar, milli güvenlikte büyük sorunlar yaratmış ve projelerin gecikmesine neden olmuştur.” dedi.
İktidarın savunma sanayini siyasete alet ettiği ve yeni projelerin seçimler öncesinde tanıtıldığını kaydeden Bağcıoğlu, “Tanıtımlar yapılabilir fakat güvenlik ile gösteriş arasındaki ince çizgi aşılmıştır” şeklinde konuştu.
Bağcıoğlu, S-400 sistemlerine değinerek, “Bölgemizdeki çatışmalar nedeniyle bu sistemlerin ne zaman kullanılacağı merak ediliyor. 2020’de yapılan atışlar bunu doğrulamaktadır. Ancak, sistemler hazır olmasına rağmen kullanılamaması, tedarik kararının yanlışlığını gösteriyor. Neden alınmış, neden devreye sokulmamaktadır? Bu kararın yasal ve siyasi sorumluluğu vardır. Sonuç olarak, Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri fazla maliyetli ve plan dışı alınan F-35, ambargo ve gecikmelerle karşı karşıya kalmıştır. Bu soruların yanıtı hâlâ verilememiştir.”
Dünyanın birçok ülkesinin entegre hava ve füze savunma sistemlerini kurduğunu, Türkiye’de ise Çelik Kubbe projesinin 2024’te başladığını belirten Bağcıoğlu, balistik füze savunmasının istenilen seviyede olmadığını ve İran’dan atılan füzelerin NATO kontrolündeki ABD muhribi tarafından vurulmasıyla ilgili olası senaryolara dikkat çekti. Ayrıca, modern savaşta hava üstünlüğünün kritik olduğunu ve Türkiye’nin savaş uçağı envanterinde yaklaşık 30 yeni uçak olduğunu, bölge ülkelerinin ise yüzlerce yeni nesil uçak satın aldığını vurguladı. Türkiye’nin montajını yaptığı F-16’ları yeniden dışarıdan almak zorunda kalması, teknolojik ve stratejik bağımsızlık konusunda riskler taşımaktadır. En önemli projenin milli muharip uçağı KAAN olduğunu ve planlamalarda büyük hatalar yapıldığını vurguladı. Altay tankı ve TF2000 muhribi projelerinde sorunlar olduğunu, milli gemi ihtiyacını karşılamak için başlatılan projelerde de irade ve planlamanın yetersiz olduğunu dile getirdi.”
Savunma sanayinde liyakat ve şeffaflığın sağlanması gerektiğine değinen Bağcıoğlu, iktidarın çatışmalara ve bölge istikrarına uygun adımlar atmasını önerdi. Ayrıca, S-400 sistemlerinin kullanımı, alımı ve bölgedeki gerginlikler nedeniyle alınan kararların sorgulanması gerektiğini belirtti.