Toplumda eğitim ve bilgi kullanımıyla ilgili yaygın düşünceler ve gerçekler anlatılıyor. Eğitim ile öğretim arasındaki farklar ve bilginin hayata etkisi vurgulanıyor.

Bizim toplumumuzda iki zıt düşünce bulunur. Hatalı olan ise, eğitim görmüş olmanın aynı zamanda akıllı ve bilinçli olmakla eşdeğer kabul edilmesidir.
Doğru olan ise, hayat üniversitesini tamamlayanların, birçok okumadan daha bilge olabileceğidir.
Azgelişmiş ülkelerde eğitim genellikle kitaplardan alınan bilgilerin öğretmenler aracılığıyla öğrencilere aktarılmasıyla gerçekleşir. Bu durum, aslında eğitim değil, öğretimdir.
İçeriğinde bilgiyi hayata doğru biçimde uygulama becerisinin yer almadığı bu süreç, çoğu zaman kişinin kendi çabasına bırakılır. Bu da, ilkokul mezunu bir kişinin bilgiyi hayata aktararak söylediği sözlerin, pek çok üniversite profesörünün anlatmaya çalıştığı konferanslardan daha etkili olmasını sağlar.
Okullardaki eğitim, beyni pek çok bilgiyle doldurur ancak bu bilgileri gerekli yerde ve şekilde kullanma becerisi kazandırmaz. İnsanların geleneksel eğitim çizgisinin dışına çıkarak başarı göstermesi, kendi çabasıyla öğrenmeye bağlıdır.
Genel kabul ise, eğitimin insan beyninin sınırlarını çizmek değil, sınırlarını genişletmek için cesaret vermek olduğunu gösterir.
Eğitim veya öğretim bilgi kazandırmakla başlar. Bu bilginin, insanın kalıplarına hapsetmeden düşünmesine imkan sağlayan ve hatalar yapma pahasına da olsa sorgulayan insanlar tarafından kullanılması önemlidir.
İnsan beynini kullanmak, yalnızca bilgi depolamak değil, o bilgiyi faydalı hale getirmektir. Eğitim ile düşünme arasındaki fark burada ortaya çıkar.
Hayat sonunda elde edilen diploma, bilginin depolandığını değil, hayatın dönüştürülmesi amacıyla alınmış bir belge olmalıdır. Diploma, belli bir eğitim veya bilgi seviyesini gösterir, muhakeme gücü, zekâ veya dürüstlük göstermez.
Eğitimsiz insanların, diploması olanlara göre çeşitli alanlarda daha çözüm odaklı olduğu görülür. Toplumda, eğitim ve öğretimle meslek edinenlerin yanı sıra daha bedensel veya vücut gücüyle çalışanlar da vardır. Bu kişiler, elimizdeki eğitim sisteminin sınırlarını gösterir.
Zihin teslimiyetinin en önemli sonucu, tarihten beri eğitimsiz insanların tekke ve dergâhlarda mürşit ilan edilen kişiler etrafında toplanmasıdır. Ayrıca, siyasette yükselebilmek için diplomasız biri etrafında pervane olunması da gösterilmiştir.
Bir ülkede, eğitimin hayata gerekli bilgileri verdiği iddiası ile, yüz binlerce işsiz çıkması, verilen eğitimin gerçek anlamda eğitim olmadığını gösterir. Üniversite kampüslerinde, akademisyenlerin diplomasız kişilerin konferanslarını dinlemesi, bilgiden çok yönlendirmeyle hareket edildiğinin göstergesidir.