CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı Gamze Şengel Taşcıer, 2026 yılı asgari ücretinin yoksulluğu azaltacak ve yaşamı güvence altına alacak seviyede belirlenmesi gerektiğini ifade etti.

Gamze Şengel Taşcıer, 2026 yılı asgari ücretine ilişkin TBMM'de yaptığı açıklamada, Türkiye'nin yakın emek tarihinde işçinin masada olmadığı hiçbir döneme şahit olunmadığını söyledi. Milyonların geçimini sağlayan kararların emeğin gerçek sahipleri dışarıda bırakılarak alındığını belirten Taşcıer, iktidarın ILO'nun 131 sayılı Asgari Ücret Sözleşmesi’ni ilk dönemde onaylayacağını söyledi. Ayrıca, Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun işçinin belirleyici olduğu ve gerçek müzakerenin yapıldığı demokratik bir yapıya kavuşturulacağını ifade etti. Asgari ücretin açlık sınırının üzerinde, yoksulluğu azaltan ve yaşamı güvence altına alan bir seviyede belirleneceği belirtildi. Emek'in milli gelirden aldığı payı artırmaya yönelik bir gelir politikası izlendiği de dile getirildi.
Taşcıer, sözlerine şu şekilde devam etti: Asgari ücretin belirlenme sürecinin 12 gün sürdüğünü, işçinin masada olmadığı, kararların sarayın talimatıyla alındığını vurguladı. Sürecin, sosyal diyalog ve ortak akıl yerine dış müdahalelerle gerçekleştirildiğini ve emekçilerin sesinin duyulmadığını belirtti. Ayrıca, kararların gayri resmi pazarlık sonucu ve yasa dışı bahis ortamlarında oluşturulduğunu, ücretlerin piyasa riskine bırakıldığını söyledi. En düşük tahminlerin bile açlık sınırını geçtiğini ancak uygulanan ücretlerin bu sınırın altında kaldığını dile getirdi. Taşcıer, hükümetin enflasyonla mücadele iddiasıyla asgari ücreti enflasyonun altında tuttuğunu ve bunun emekçilerin alım gücünü olumsuz etkilediğini açıkladı. 2024 yıl sonu enflasyonunun yüzde 44,38, 2025 yılında ise yüzde 30 civarında belirlendiğini ve bu durumda ücretlerin ciddi kayıplar yaşadığını ifade etti.
İlgili açıklamada, 1 Ocak 2026 itibarıyla yüzde 27 oranında artırılan asgari ücretin, açlık sınırının üç bin lira altında olduğu ve bu durumun ücretlilerin temel ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını vurguladı. Hükümetin enflasyonu düşürme iddiasını emekçilere yansıtmadığını, ücretlerin sürekli enflasyonun altında bırakılmasının politik bir tercih olduğunu belirtti. Taşcıer, AKP’nin enflasyonu yükselttiğini iddia ederken, sorumluluğu emekçiye yüklemekten kaçındığını söyledi. Ayrıca, AKP’nin ILO’nun 131 sayılı sözleşmesini onaylamadığını, bunun ise ücret belirleme sürecine insani ve toplumsal ölçütler getirilmesini engellediğini dile getirdi. Sözleşmenin onaylanmasının, asgari ücretin yoksulluk sınırının altında kalmaması ve kararların yürütmenin insafına bırakılmaması açısından önem taşıdığı vurgulandı.
Taşcıer, mevcut sistemde ücretlerin yoksulluğu yönetmenin bir aracı haline geldiğini belirtti. Ücretlerin yargı denetimi ve hukuki koruma altına alınmadığını, işçi temsilinin etkisizleştirildiği, karar süreçlerinin kapalı ve tek taraflı yürütüldüğünü söyledi. Ayrıca, Kamerun ve Kenya gibi ülkelerin ILO'nun 131 sayılı sözleşmesini imzalayarak, insani ve adil bir ücret belirleme yükümlülüğü altına girdiğine dikkat çekti. Türkiye’nin ise bu sözleşmeden kapsam dışı bırakılmasının siyasal tercihlere bağlı olduğunu belirtti. Emeğin payı azaldıkça ekonomik büyümenin gerçek anlamda karşılık bulmadığını ifade eden Taşcıer, asgari ücretin politik tercihlere göre belirlenemeyeceğini, insanların temel yaşam hakkı olarak gördükleri ücrete ulaşmasının en temel hakkı olduğunu dile getirdi. CHP’nin bu hedefler doğrultusunda ilk dönemde ILO'nun 131 sayılı sözleşmesini onaylayacağını, ücretlerin şeffaf, hesap verebilir ve hukuki denetimlere açık olmasını sağlayacağını, yoksulluğu azaltan ve yaşamı güvence altına alan bir asgari ücret politikası izleyeceğini belirtti. Son olarak, emeğin ülke kaynakları ve üretim süreçlerinin merkezinde olmasının, bu ülkenin güç ve imkanlarıyla mümkün olduğunu, esas engelin ise siyasal iradenin emeği merkeze almaması olduğunu söyledi. İnsan onuruna yakışır bir ücretin, bir lütuf değil, temel bir hak olduğu vurgulandı.