Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, insansız hava araçlarının artık sadece savaş alanlarında değil, topraklarımıza da ulaştığını belirterek, bölgedeki sorunların büyümemesi için ateşkesin önemli olduğunu vurguladı.

(ANKARA) - Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Son haftalarda gemilerimiz her iki tarafın da hedefi haline geldi ve ciddi şekilde etkilendik. Artık insansız hava araçları sadece savaşan tarafların bölgelerinde değil, bizim topraklarımıza doğru da uçuyor. Bu da kıyı ülkeleri için daha fazla sorun yaratıyor. Aynı şeyi Romanya'da, Bulgaristan'da da gördük ve her şey birkaç yıl önce mayınların Karadeniz'de sürüklenerek Boğaz'a ulaşmasıyla başladı" dedi. Bunlara son vermenin en kısa yolunun ateşkesi sağlamak olduğuna değinen Fidan, "Umarım ateşkes sağlanır. Aksi takdirde, başından beri uyardığımız gibi, gerginlik giderek tırmanıyor. Bölgesel gerginlik çok tehlikeli ve bu bölgede kalmayabilir. Avrupa'nın farklı bölgelerine de sıçrayabilir" ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT World'ün One on One programında Gazze'deki ateşkes kapsamında Uluslararası İstikrar Gücü'nün kurulması, Gazze'nin yönetimini denetleyecek bir Barış Kurulu'nun oluşturulması ve Hamas'ın silahsızlandırılmasını içermesi öngörülen anlaşmanın ikinci aşamasına ilişkin bir soru üzerine "Bu barış, bu ateşkes bizim için çok değerli çünkü son iki yıldır Gazze'de yaşanan dehşeti, insanlık trajedisini, soykırımı gördük. Bu nedenle, ateşkesin sağlanması için çok çalışıyoruz" dedi. Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Eylül ayında New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin ateşkes yolunda dönüm noktası olduğunu ve çok yardımcı olduğunu kaydetti.
Fidan, "Şu anda kamuoyuna yansımayan bazı görüşmeler yapılıyor. Görüşmeler çoğunlukla Barış Kurulu ve Uluslararası İstikrar Gücü'nün oluşturulması, günlük işlerin yürütülmesi ve yürütme komitesi etrafında ilerliyor. Önümüzdeki birkaç hafta içinde bu görüşmelerin bazı sonuçlarını göreceğimizi düşünüyorum. Türkiye olarak bu görüşmeleri yakından takip ediyoruz. Katkı sağlamaya çalışıyoruz. Ayrıca sahada ateşkes sürecini izliyoruz ve gördüğümüz her türlü ihlal ve engellemeleri ilgili ortaklarla paylaşıyor ve gerekli önlemleri almaları için onları teşvik ediyoruz. Aksi takdirde, dediğim gibi, korkunç günlere, toplu katliamlara, soykırıma geri dönülebilir; bu sefer sadece Gazze'de de değil. Bu durum bulaşıcıdır, Allah korusun, aynı şeyi Batı Şeria'da da görebiliriz."
İsrail'in Türkiye'yi Uluslararası İstikrar Gücü'nde istemediği hatırlatılan Fidan, "İsrail, uluslararası toplumdan bu düzeyde eleştiri ve kınama görmeye hiç alışık değil, çünkü uluslararası toplum onlara, istedikleri her şeyi, güvenlikleri için gerekli gördükleri her şeyi yapma konusunda açık çek vermiştir. Bu, toplu katliam anlamına gelse bile. Bu durum on yıllardır böyleydi ve İsrail uluslararası sistemden muaf tutuldu ama bence bu dönem artık sona erdi. Türkiye, ortaklarıyla birlikte bu sonuca varılmasında çok önemli bir rol oynadı. Bu yüzden İsrail, Türkiye'nin katılımına şiddetle karşı çıkıyor. Ama burada tek ilgili aktör İsrail değil. Burada başka ilgili aktörler de var, bu yüzden onlarla da görüşüyoruz. En başından beri Cumhurbaşkanı Erdoğan, barış sürecine katkıda bulunmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazır olduğumuzu çok açık şekilde belirtti. İster insani, ister askeri, ister diğer teknik yardım... Gazze'ye belirli yardımların nasıl ulaştırılacağı konusunda belirli alanlarda çalışıyorlar. Bu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın doğrudan talimatıdır ve Bakanlığım tüm bu çabaları koordine etmektedir. Uluslararası İstikrar Gücü'ne katılmaya hazırız."
Fidan, "Hiçbir terörist unsurun Suriye'yi iyileşme yolunda raydan çıkarmasına izin vermemeliyiz" ifadesini kullanarak, Suriye'deki ABD askerlerinin öldürülmesi anımsatılarak, ülkedeki IŞİD tehdidinin boyutunu sordu. "DEAŞ kesinlikle büyük bir tehdit, bununla başa çıkabiliriz. Türkiye ve Suriye olarak, iyi bir iş birliği mekanizması olduğu sürece, bu sorunu etkili şekilde çözebileceğimizi düşünüyorum. Türkiye terörle mücadelede bölgede çok deneyimli bir ülke. Son 40 yıldır PKK terörizmi ve diğer tür terörle mücadele ediyoruz. Dolayısıyla, bu tehditle başa çıkma konusunda kapsamlı beceri ve yetenekler geliştirdik." dedi. "Onlar DEAŞ'a Karşı Uluslararası Koalisyon'un bir parçası oldular. Daha yeni, geçen ay Washington'da belgeleri imzaladılar. Bence bu iyi bir girişimdi. Böylece, diğer ülkelerle birlikte DEAŞ ile mücadeleye kararlı olduklarını çok net bir şekilde ortaya koydular. Dolayısıyla, askeri uzmanlarımız, istihbarat uzmanlarımız, diğer bölge ülkeleriyle, Amerikalılar ve diğer herkes şimdi DEAŞ ile mücadele gündemini ilerletiyorlar. Hiçbir terörist unsurun Suriye halkını ve devletini iyileşme yolunda raydan çıkarmasına asla izin vermemeliyiz."
Fidan, SDG unsurlarının Suriye'ye entegrasyonunun yavaş ilerlemesi nedeniyle hayal kırıklığı duyup duymadığı sorusuna, "Elbette sürecin hızından memnun değiliz. Biz, Suriyeliler ve bazı diğer ortaklar, topluca SDG'nin daha fazla zaman kazanmaya çalıştığını düşünüyorlar. Kendileri için başka fırsatlar umut ediyorlar, belki başka bir bölgesel kriz şeklinde, belki de İsrail'in Suriye ve diğer yerlere yönelik yayılmacı politikaları nedeniyle. Bu yüzden, iyi olan şey, Amerikalı ortaklarımızın bu sürecin tamamlanması gerektiğinin çok iyi farkında olmaları, çünkü bu, ülkenin birliği için çok önemli. Suriye muhalefetinin her farklı unsuru, silahlı gruplar, SDG hariç, şu anda Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlandı, çünkü onlar eski muhalefet yapısında muhalefet üyesi değillerdi. Farklı gruplar vardı. Her zaman tek bir komuta ve kontrol altında değillerdi. Şimdi Savunma Bakanlığı'nın komuta ve kontrolü altına girmeyi kabul ettiler. Bu, ulusal birlik için çok önemlidir çünkü bir devlette farklı otoritelere izahat veren iki veya üç farklı silahlı yapı olamaz. Böyle bir durumda birlik ve egemenlikten söz edilemez. Biz işlerin diyalog, müzakere ve barışçıl yollarla halledilmesini umuyoruz. Tekrar askeri yollara başvurma ihtiyacını görmek istemiyoruz."
Fidan, "SDG, ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalıdır. 10 Mart Anlaşması'na bağlılıklarını yerine getirmeleri gereken bir noktaya gelmeliler. Herkes, bu anlaşmayı gecikmeden ve çarpıtmadan yerine getirmelerini bekliyoruz. Çünkü bu anlaşmadan sapma görmek istemiyoruz. Günün sonunda, biliyorsunuz, Şam'daki Suriyeli ortaklarımız da bunun ulusal birlikleri için çok önemli bir adım olduğunu görüyorlar. Bir anlamda iyimserim. Umarım doğru taktik, teknik ve iş birliği biçimlerini kullanırsak, hedefe ulaşacağımızı düşünüyorum."
Fidan, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilişkili olarak, savaşın 4 yıldır sürdüğünü ve bölgede tırmanışla Türkiye'yi ve kıyı ülkelerini tehdit ettiğini belirtti. "2025 yılında Avrupa'nın ortasında büyük konvansiyonel savaş yaşanıyor, büyük şehirlerde yıkım ve can kaybına yol açıyor. Ayrıca, savaşın bölgedeki tırmanışına da dikkat çekiyorum, özellikle Karadeniz'e doğru tırmanan savaş Türkiye ve diğer kıyı ülkelerini de tehdit ediyor. Bu nedenle, Türkiye en başından beri çok yoğun şekilde çalışıyor ve ateşkes sağlamak için önemli çabalar sarf ediyoruz. Çeşitli girişimlerimiz kamuoyunca biliniyor."
Fidan, Avrupa ülkelerinin ateşkes konusunda birleşmiş göründüğünü, Ruslar ve Ukraynalılarla yapılan görüşmelerin ise anlaşmaya yakın olduğunu söyledi. "İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri, ateşkes konusunda oldukça samimi görünüyorlar. Tüm tarafların güvenliğini sağlamak adına garantiler istiyorlar. Çok yakınız, şu anda anlaşmaya varma aşamasındayız."
Karadeniz'deki artan gerilim ve insansız hava aracı olaylarına değinen Fidan, "Hem Rusya ve Ukrayna, hem de bölge ülkeleri arasında deniz güvenliğinin artırılması ve çatışmaların sonlandırılması amacıyla görüşmeler yapılıyor. Enerji, altyapı ve deniz güvenliği alanlarında sınırlı ateşkes ve anlaşmalar gündemde. Cumhurbaşkanı ve ben, bu kapsamlı barış ve ateşkes mümkün olmasa da, sınırlı anlaşmalarla bölgeyi istikrara kavuşturmayı hedefliyoruz." şeklinde konuştu.