İstanbul Barosu, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen İBB Davası’nın ilk haftasıyla ilgili hazırladığı gözlem raporunda mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki tartışmalara dikkat çekti. Ayrıca duruşma uygulamalarını değ

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ‘İBB Davası’ nın duruşmasının ilk haftası üç gün sürdü. İstanbul Barosu, Avukat Hakları Merkezi tarafından oluşturulan bağımsız gözlem heyetlerinin değerlendirmeleri ve kamuoyundan alınan bilgiler doğrultusunda hazırlanan raporu paylaştı. Raporda, duruşmalardaki uygulamaların adil yargılanma hakkı çerçevesinde ele alındığı belirtildi.
İBB Davası’nda Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemdeki iddiaların değerlendirildiği hatırlatıldı. Gürlek’in Bakan olarak atanması ve yargı mekanizması ile yargı mensuplarına yönelik endişelere dikkat çekildi. Mahkemenin taraflara yaklaşımı ve duruşma yönetimi ile ilgili yapılan değerlendirmeler, mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmasına neden olabilecek noktalar arasında gösterildi. Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarının hakimin reddini talep ettiği ve reddi istenen hakimlerin kararları ile gerekçenin “davayı uzatma amaçlı” ifadesini içermesi, bağımsızlık ve tarafsızlık açısından tartışma konusu oldu.
Avukatların bazı delillerin paylaşılmadığı, iddianamenin özetlenmesine ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmediği ve iddiaların bireyselleştirilmediği yönünde itirazlar yaptığı belirtildi. Tutuklu sanıkların, kendilerine dijital ortamda sunulan yaklaşık 4 bin sayfalık iddianameye haftalık 2 saatlik bilgisayar erişimi ile ulaşmasının savunma haklarını kısıtladığı kaydedildi. Sanıkların beyan taleplerinin zaman zaman reddedildiği veya kesildiği de raporda yer aldı. Bu durum, silahların eşitliği ilkesine aykırı olabileceği ifade edildi.
Mahkeme başkanının duruşma salonunu boşaltması ve basına yönelik kısıtlamalar girişimleri, duruşmanın aleniyeti ilkesi kapsamında tartışmalara neden olabilecek nitelikte gösterildi. Mahkeme başkanının, duruşma düzenini sağlama yetkisinin sınırları ve basın aracılığıyla kamuoyu bilgilendirmesi önemli noktalar olarak değerlendirildi.
Yargılamanın cezaevi kampüsü içerinde yapılmasının algı üzerinde tartışmalara yol açtığı ve henüz kesinleşmiş bir mahkumiyet bulunmaması nedeniyle suçlu gibi görünmesine neden olabileceği vurgulandı. Soruşturma sürecinde yetkililerin ve medya açıklamalarının masumiyet karinesi tartışmasını tetikleyebileceği, savunma avukatlarının faaliyetleri ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları nedeniyle suçlamalara konu olmaları da raporda belirtildi. Avukatların mesleki faaliyetlerinin ve lekelenmeme haklarının korunması gerekliliğine dikkat çekildi.