İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, Türkiye’nin güvenlik ve siyasi alanında yaşadığı sorunları değerlendirdi. Yönetenlerin örgüte teslim olmalarını eleştirip, silah bırakanların haklarından faydalanması gerektiğini vurguladı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Başkanlık Divanı Toplantısı sonrası genel merkez binasında basın açıklaması yaptı. Dervişoğlu, sözlerine Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’a başsağlığı dileklerini ileterek başladı.
İzlediği çözüm süreci ve Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, Türkiye’nin yaklaşık bir yıldır karşı karşıya olduğu kalkışmaya dikkat çekti. Cumhuriyet ve millet adına yapılan uyarıların sürdüğünü dile getirdi.
Konuşmasında bu sürecin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir sonucu olduğunu ve uluslararası bir oyunun parçası olarak iç siyasette ömür boyu başkanlık hedefine hizmet ettiğini belirtti. Anadolu ve Türk milletinin hasletlerine düşman bir plan olduğunu söyledi. Son bir yılda yaşanan gelişmeleri hatırlatarak, Lozan’a dayanan Cumhuriyetin tapusunun tartışmaya açıldığını belirtti. Vatandaşlık ve eşitlik konularında gerçekleştirilen tartışmalara değindi.
İşlerin, terör örgütü ve elebaşlarının güçlenmesine neden olduğunu, silahların artırıldığını ve örgütün devletten pay talep ettiğini vurguladı. Silah bırakanlar yerine, bölgedeki örgüt ve güçlerin silahlarını sürdüğünü ve teslim edilmesi gereken silahların teslim edilmediğini söyledi. Silahların teslim edilmesine ilişkin yalanlar söylendiğini ve örgütün güçlendiğine işaret etti.
Devlet ve milletin onurunun korunduğunu, terörle mücadelede ilerleme sağlanmadığını, terör örgütünün ve uzantılarının zihninin değişmediğini aktardı. Türkiye’nin, terörün bitmesine karşın, örgüt ve teröristler arasında fark gözetilmediğini belirtti. Meclis’teki sürecin, millet iradesinin kurban edildiği ve devletin onurunun zedelendiği bir süreç olduğunu dile getirdi.
TSK ve güvenlik güçlerinin görevleri ve kamu yöneticilerinin rolleri yeniden gözden geçirilmeli dedi. Anayasa maddelerine atıfta bulunarak, ülkenin yazılı toplumsal sözleşmesinin ve egemenlik haklarının tehlike altında olduğunu belirtti. Sürecin zehirli ve bölücü bir aşamada olduğunu, Türkiye’yi Türksüzleştirmek ve Cumhuriyetsizleştirmek isteyenlerin bu planını sürdürdüğünü ifade etti.
Sürecin ikinci aşamaya geçtiğini, bölücü terör örgütünün elinin güçlenerek devletten pay istediğini, raporların korsan komisyona teslim edildiğini ve gerçek durumun ortaya çıktığını aktardı. Türkiye’yi yönetenlerin örgütü teslim alması gerekirken, teslim olmayı seçtiklerini, örgütün elebaşını Cumhurbaşkanıyla, örgütü de devletimizle eşitlediklerini söyledi. Silah bırakanların sağlık hizmetlerinden faydalanması gerektiğine dikkat çekti.
Sözde umut hakkı kapsamında, Öcalan’ın hukuki ve siyasi haklarının tanınması talebinin gündemde olduğunu belirtti. Kandil’deki örgüt ve İmralı’daki liderlerin sözlerinin dikkate alındığını, ancak onların taleplerinin kabul edilmediğini vurguladı. Terör örgütü ve güçlerin güçlendiği, ilerlediği ve devletten pay istediği bir ortam oluştuğunu dile getirdi.
Milletin onurunu ve egemenliğini korumak adına, devletin ve milletin menfaatlerini savunmaya devam edeceklerini ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunun ve devletin bütünlüğünün korunması çağrısında bulundu. Son olarak, sorumluları uyardıklarını ve bu sürecin ulusal bir mesele olduğunu belirtti.