İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Olgun, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunu eleştirerek, yeni anayasa ihtiyacını milletle alay olarak değerlendirdi. Yasal mevzuata göre kararların bağlayıcı olduğunu vurguladı.

(TBMM) - İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunu eleştirerek, "Öncelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda, yeni bir Anayasa ihtiyacından söz edilmesi milletle alay etmekten başka bir şey değildir. Anayasa'nın 90. maddesi açıkça temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelere kanun üstü norm niteliği tanımaktadır. Anayasa’nın 153. maddesi ise Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının bağlayıcılığını düzenlemektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal kararları sonrası yargılamanın yenilenmesine imkan vermektedir. Sorun norm eksikliği değil, uygulama iradesinin zayıflığıdır" dedi.
İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Balıkesir’de F-16 uçağının kaza kırıma uğraması sonucu şehit olan Hava Pilot Binbaşı İbrahim Bolat’a Allah’tan rahmet dileyen Olgun, 26 Şubat 1992’de Hocalı'da hayatını kaybedenleri de andı. Hocalı'nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirten Olgun, "Hafızamızda, vicdanımızda ve adalet anlayışımızda yaşamaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Olgun, metnin hukuki ve siyasi belirsizlikler içerdiğini savundu.
Raporda somut önerilerin yer almadığını öne süren Olgun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması için yeni anayasa ihtiyacından söz edilmesini eleştirdi. Olgun, "Öncelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda, yeni bir Anayasa ihtiyacından söz edilmesi milletle alay etmekten başka bir şey değildir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesi açıkça temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelere kanun üstü norm tanımaktadır. Anayasa’nın 153. maddesi ise Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının bağlayıcılığını düzenlemektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi AİHM ihlal kararları sonrası yargılamanın yenilenmesine imkan vermektedir. Sorun norm eksikliği değil, uygulama iradesinin zayıflığıdır" diye konuştu.
Olgun, raporun "eşit vatandaşlık" yaklaşımına da değinerek, Anayasa’nın 10 ve 66. maddelerinde düzenlenen eşitlik ve vatandaşlık tanımlarının açık olduğunu belirtti. Yeni kavramlar üretmenin toplumsal bütünlüğü zedeleyebileceğine dikkat çekti. Evrensel ifadeler kullanılarak yeni tanımlar önerilmesini, etnik, dini ve mezhepsel farklılıkları vurgulayıp, ardından bütünleştirici olacağı iddiasını taşıyan ifadeleri eleştirdi. Olgun, "Milletimizi parçalara ayırıp, sonra birlik çağrısı yapmak ne kadar samimidir?" dedi.
Olgun, en kritik eşik olarak PKK’nın tüm unsurlarla silah bırakmasının gösterildiğine işaret ederek, örgütün yurt dışı uzantılarının durumuna dair soru işaretleri olduğunu belirtti. Raporda, örgüt mensuplarına yönelik af mahiyetinde düzenlemeler ve silah bırakma süreci mekanizmalarının yürütme organı tarafından yürütüleceği vurgulanmaktadır. Olgun, "Türkiye’de hukuk devletini güçlendirecek olan, yeni metinler değil, mevcut anayasa ve mevzuata sadakatle uyumdur" diyerek, raporda somut düzenlemenin bulunmadığını ve iktidarın gizli gündeminde olan kanuni düzenlemeleri TBMM’ye getirmeyi hedeflediğini belirtti.
Gazeteci Alican Uludağ’ın tutuklanmasına da değinen Olgun, tutuklamanın istisnai olduğu ve basın, ifade özgürlüğü haklarını hatırlattı. Gazetecinin yaptığı haberlerden dolayı özgürlüğünün kısıtlanmasını demokratik toplum düzeni açısından değerlendirdi ve bu tedbirin ölçülülük ilkesinden uzak kullanılmasına dikkat çekti.
Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun İstanbul’daki yargı çevrelerini yeniden belirlemesine ilişkin kararını eleştiren Olgun, mahkemelerin merkezi kararların adalete erişimi zorlaştırabileceğini ve yargılama sürelerini uzatabileceğini dile getirdi. Yapısal değişikliklerin şeffaf ve yasal çerçevede yapılması gerektiğini vurguladı, barolar ve paydaşların görüşlerinin alınmasının önemini belirtti.
Seçim mevzuatında yapılacak değişikliklere ilişkin görüşlerini de aktaran Olgun, seçim kanununun demokratik yapının temelini oluşturduğunu ve geniş uzlaşıyla düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Yurt dışı sandık bölgeleriyle ilgili olası değişikliklerin teknik sonuçlar doğuracağına işaret ederek, "Kuralları seçime göre değiştirmek demokratik değildir" ifadesini kullandı. Türkiye’nin ihtiyacının seçim mühendisliği değil, hukuki devlet ve adil rekabet olduğunu kaydederek, millet iradesine müdahale edilmemesi gerektiğine vurgu yaptı.