Türkiye'de kadın cinayetleri ve toplumda kadınların yeriyle ilgili sorunlar dile getirildi. Kadına karşı şiddet olaylarının artışına dikkat çekildi.

Köşe yazlılarım toplumsal meseleleri konu edinmekte ve toplumun kanayan yaralarına dikkat çekmeye çalışmakta… Maalesef, farklı yerlerde gerçekleşen olaylar insanın içini sızlatmaktadır.
Önceki yazımda da bahsettiğim gibi sokaklar çok güvensiz hale gelmiş durumda, insanlar tehdit altında ve mal veya can güvenliği risk taşıyor. Trafikte yaşanan durumlar da buradan ayrı değil.
Türkiye’de her gün çeşitli bahanelerle kadınlar, eşleri ve sevgilileri tarafından öldürülmektedir. Kadınlar, Cumhuriyetin ilanından bu yana ikinci sınıf görülmekte ve tam eşitlik sağlayamamıştır. Osmanlı döneminde kadınların adı bile anılmıyordu, o dönemden bahsetmeye gerek yok. Devlet, kanunlarla ve anayasal olarak kadın ve erkeğin eşit olduğunu belirtmiş ve bu hakkı güvence altına almıştır.
Ancak, hızla gelişen dünyada ve medenileşen toplumda kadın cinayetleri gün geçtikçe artmaktadır. Sosyal medyada görülen bir günde altı kadın cinayeti haberleri ile karşılaşmak mümkün. Altı kadın, hayatlarının baharında ve genç yaşta hayatını yitirmektedir. Bu olaylar, Afganistan, Irak, Suriye, Filistin veya Ukrayna gibi ülkelerin sorunları değil, Türkiye’de yaşanmakta.
Türkiye, kadına seçme ve seçilme hakkı tanıyan altıncı ülkedir. Bu ülkeler arasında Yeni Zelanda 1893, Norveç 1913, Danimarka 1915, Sovyetler Birliği 1917, Avusturya ve Almanya 1918, Türkiye ise 1930 yılında bu haklara kavuşmuştur. O tarihten bu yana, henüz önemli bir ilerleme sağlanamamıştır. 21. yüzyılda bile kadınların namus, berdel, kan davası veya başlık parası gibi nedenlerle şiddete maruz kalması kabul edilemez. Kadınlar, birçok alanda erkeğin önünde ve üstün konumdadır. İstatistikler bu durumu göstermektedir. Bu durumda, kadının erkeğin korumasında görülmesi ve ikinci sınıf sayılması sorgulanmalıdır. Erkekler, kadınlardan ayrılma hakkını kendilerinde görüyorsa, kadınların da bu hakkı olmalıdır.
Karşı cinsle duyulan aşk duyguları zamanla değişebilir veya tamamen sona erebilir. Evlilik ve ayrılık gibi doğal süreçler, bu duyguların sonucudur. Bu nedenle, nedenleri ne olursa olsun, bir kadını ya da canını kıymak hiçbir şekilde kabul edilemez. Bir kadına kötü söz söylemek bile yanlıştır. İnsan canını sadece yaradan alabilir ve zamanında alır.
Neşet Ertaş’ın da dediği gibi, “Kadınlar insandır; biz erkekler ise insanoğlu.” Herkes, dünyaya bir kadın aracılığıyla gelir. Kadının özgür olmadığı toplumda, kadınların kutsallığından söz edilemez ve saygı gösterilemez. Bir şeyler yapılmalı! Toplum olarak kadına yönelik şiddet ve cinayetleri durdurmak için adım atmalıyız. Artık harekete geçme zamanı geldi.