Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, iktidarın emekli zamları ve bütçe politikalarını eleştirerek faiz ve ahlak sorunlarını vurguladı. Hukuk ve adaletteki sorunlara dikkat çekti.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, "İktidar emekliye, emekçiye verilen zamları kaynak yetersizliği ile açıklıyor. Ancak daha geçtiğimiz hafta bu iktidar 20 milyar liralık borca tam 260 milyar lira faiz ödedi. Ana paranın tam 13 katı faiz ödendi. Peki iktidarın kaynak 'yok diye' bin 62 lira olarak açıkladığı emekli zammının bütçeye maliyeti ne kadar? Sadece 70 milyar lira. 20 milyar borç için ödenen 260 milyar lira faiz çok görülmezken, 40 yıl çalışmış milyonlarca emekli için 70 milyar lirayı yük olarak görüyorlar. İşte biz bunun için diyoruz ki; bu ülkede para sorunu yok, faiz sorunu var; bu ülkede kaynak sorunu yok, ahlak sorunu var" dedi.
Arıkan, Yeni Yol Grubu Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, 78 kişinin canına mal olan Bolu Kartalkaya'daki otel yangınının birinci yılı olduğunu anımsattı. Yangında hayatını kaybedenlere bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına ve ailelerine başsağlığı dileyen Arıkan, şu ifadeleri kullandı:
"Bir yıl geçti… Belediye ve bakanlık arasında karşılıklı suçlamalarla geçen bir sürecin ardından yapılan yargılamalar ve verilmeyen cezalar toplum vicdanını kanattı. 78 insanımızın hayatını kaybettiği bir faciada bile suçluyu korur, denetim yapması gerekeni kayırır ve hiçbir ceza vermezseniz bu ülkede yeni yaşanacak facialara davetiye çıkarmış olursunuz. Soruyorum; 301 madencimizin can verdiği Soma'da hesap sorsaydınız, Çorlu Tren faciası yaşanır mıydı? Çorlu'da hesap sorsaydınız, Kartalkaya faciası yaşanır mıydı? Kartalkaya'da hesap sorsaydınız, Dilovası parfüm fabrikasındaki facia yaşanır mıydı? Yakın tarihimizin en büyük felaketlerinden biri olan 6 Şubat depremlerinin 3. yılına giriyoruz. Daha dün 72 canımızı kaybettiğimiz İsias Otel davasında karar verildi. Bu felaketlerin ardından verilen kararlar, vicdanları rahatlatmak yerine daha da yaralamıştır. Çünkü bu felaketlerin asıl sorumluları, asıl kusurluları hala elini kolunu sallayarak geziyor. Çünkü 'Adalet Sarayı' denilen yerlerde bugün adalet dağıtılmıyor."
"Türkiye’de adalet, suçluları cezalandıran değil, muhalefeti susturan bir sopaya dönüştü"
Arıkan, sözlerine şöyle devam etti: "Adalet Bakanımız, '22 yıl önce Türkiye'de 87 adliye vardı, şimdi 366 adalet sarayı var' diye övünüyor… Bu sarayların içinde adalet var mı? Adalete güven var mı? 2025 yılında yapılan bir araştırmaya göre yargıya güven yüzde 27. Yani Türkiye’de her dört kişiden üçü yargıya güvenmiyor demek. Türkiye’de cezaevlerinin kapasitesi 305 bin 286 kişi. Ancak cezaevlerinde bugün 420 bin 904 insan var. Bunların 57 bin 503’ü tutuklu. Hükümlü değil, tutuklu diyorum. Tutuklu hakkında hüküm verilmemiş insan demek. Neden böyle? Çünkü tutuklamalar Türkiye’de tedbir olmaktan çıkıp bir cezalandırma aracına dönüştü. Daha açık söylüyorum; Türkiye’de adalet, suçluları cezalandıran değil, muhalefeti susturan bir sopaya dönüştü."
"Bugün Türkiye'de bir 'paralel Anayasa' gerçeği vardır"
Arıkan, "Üzülerek söylüyorum ki bugün Türkiye’de bir 'paralel Anayasa' gerçeği vardır. Paralel devleti tasfiye edeceğiz diye çıkılan yolda Türkiye; paralel anayasa, paralel hukuk, paralel adalet düzenine mahkum edildi. İktidarsanız ayrı, muhalifseniz ayrı bir hukuka, ayrı bir anayasaya muhatap kalıyorsunuz. İnsanlık tarihi boyunca iktidarların muhalifleri, düşünürleri, yazarları, gazetecileri tuttuğu hapishaneler olmuştur… Fransa’nın Bastille’i, İngiltere’nin Londra Kulesi, ABD’nin Guantanamo’su ve Alcatraz’ı bunların en ünlüleridir. Bizde de şu anda içerisinde bulunduğumuz Meclisimize beş dakika uzaklıktaki Ulucanlar Cezaevi'ni örnek verebiliriz… Bir dönem Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Osman Bölükbaşı, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş ve hatta aramızda bulunan Grup Başkan Vekilimiz Selçuk Özdağ hocamız gibi daha nice siyasetçi, gazeteci ve aydın Ulucanlar zindanında tutuldu. Kimse unutmasın, bir zamanların kudretlilerinin zindanı olan Ulucanlar, şu an bir müze, bir ibret müzesi. Ama tarihimiz adına gurur değil, utanç duyulan bir müze. Türkiye’de maalesef son dönemde öyle bir hukuk işletiliyor ki bu listeye artık Silivri’yi de ekleyebiliriz. Çünkü son sürat oraya doğru gidiyoruz."
"Katilleri, dolandırıcıları, uyuşturucu baronlarını, gaspçıları affeden hukuk, gazetecileri tutukluyorsa..."
Arıkan, "Geldiğimiz noktada görüyoruz ki adaletin olmadığı yerde toplumsal barış olmuyor. Kartalkaya faciasının sorumlularını koruyan hukuk, akademisyenleri tweet attı diye tutukluyorsa adil değildir. İnfaz düzenlemesi adı altında katilleri, dolandırıcıları, uyuşturucu baronlarını, gaspçıları affeden hukuk, gazetecileri tutukluyorsa bu hukuk adil değildir. Ülkenin pırıl pırıl çocuklarını katledenleri birkaç yıl semirtip salıveren hukuk, para etmeyen ürünü için isyan eden çiftçiyi cezalandırıyorsa bu hukuk adil değildir. Her iki evladımızın ailesine de sabırlar diliyorum. Bir düşünür 'adaletsiz bir ülke mezbahadan başka bir şey değildir' der. Sosyal cinnetin de sosyal rezaletlerin de ekonomik krizin de nedeni işte bu adaletsizliktir."
"Türkiye son dönemde mağdurlar cenneti haline geldi"
Arıkan, "Türkiye bir mağdurlar cenneti haline geldi. Bugün aramızda, mağduriyetlerine dikkat çekmek, bir çözüm bulmak ümidiyle TBMM’ye gelen misafirlerimiz var. Atanamayan Uzmanlar Derneği Genel Başkanı Mustafa Gündeşli ve üyeleri buradalar. Eski Uzman Çavuşlarımız kanunla güvence altına alınan hakların işletilmesini talep ediyor. Kanunda, '7 yıl hizmet süresini tamamlamış olanların atanma hakkına sahip olduğu' hakkında hüküm var. Yani, hukuk doğru işletilse bir mağduriyet oluşmayacak. Ancak yine keyfi bir engelleme söz konusu. Buradaki talep nettir; atama hakkı eksiksiz uygulanmalı, eşitlik ve adalet ilkesi istisnasız işletilmeli ve mağduriyet üreten tüm belirsizlikler son bulmalıdır. Yine aramızda başka bir mağdur grup, 'Fahri Kuran Kursu Öğreticileri Platformu' adına Başkan Saliha Şentürk hanımefendi ve üyeleri var. Fahri Kuran Kursu Öğreticilerimiz 15 yıldır mağdur. 4-6 yaş Kur'an kurslarında evlatlarımızı yetiştirenler, defalarca söz verilmesine rağmen 15 yıldır kadro hakkını alamadı. Yapılacak şey bellidir; 15 yıllık kadro ve özlük hakları teslim edilmeli, görevde olup olmamaya bakılmadan, SGK prim baz alınarak yılların tecrübesine kadro verilmelidir. Sigortaları 30 güne tamamlanarak emeklilik hakkı sağlanmalıdır. İktidara geldikleri günden beri Kamu İhale Yasası'nı 206 kez değiştirmeyi bilenler için bu düzenlemeler elbette zor değildir."
"Halep’in, Kobani’nin, Kamışlı’nın huzuru; Ankara’nın, İstanbul’un, Hatay’ın, Gaziantep’in, Diyarbakır’ın huzurudur"
Arıkan, "15 Mart 2011’den 8 Aralık 2024’e kadar devam eden iç savaşın ardından Suriye’de yaşanan gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. Suriye’nin toparlanmasına ve toprak bütünlüğünün tesisine yönelik her adımı olumlu karşılarken, çatışmaları körükleyen ve yeni yaralar açılmasına sebep olacak her hamleyi endişe ile izliyoruz. Biz komşu ve kardeş ülke Suriye’de Suriyeliler arasındaki tüm meselelerin zor yoluyla değil, müzakere edilerek çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Suriye yönetiminin ülkenin tamamında Suriyelilerin rızası ile, desteği ile kontrolü ele alması, Suriye'nin toprak bütünlüğünün tüm Suriyelilerin kalplerine dokunularak sağlanması ve hiçbir Suriyelinin saçının telinin zarar görmeyeceği bir ortamın oluşturulması hepimizin temennisidir. Suriye’de hiç istemediğimiz durum, çatışmaların yeniden alevlenmesi ve can kayıplarının artmasıdır. Ne kadar uzun sürerse sürsün meselelerin müzakere yoluyla çözülmesi en sağlıklı yoldur. Suriye’deki her gelişmenin hem ülkemize hem de bölgemize etkisi yadsınamaz. Şam’ın, İdlib’in, Halep’in, Kobani’nin, Kamışlı’nın huzuru; Ankara’nın, İstanbul’un, Hatay’ın, Gaziantep’in, Diyarbakır’ın huzurudur. Türkiye’ye düşen silahların susması, çatışmaların durması, müzakerelerin devam etmesi için çalışmak, tüm Suriyelilerin rızasını gözeten yönetimi ve Suriye’yi yeniden inşa edecek süreci desteklemektir. Bölgede etkin olmanın yolu konjonktüre bakarak ve çıkar hesapları yaparak sabun köpüğü kıvamında günü birlik taktikler geliştirmek değil, bölge halklarıyla ve ülkeleriyle emperyal politikalara ve tuzaklara karşı hak ve adalet ekseninde uzun vadeli stratejiler üretmekten geçer. Sorumluluğumuz gereği şunu bir kez daha hatırlatıyoruz: İsrail'in işgal ettiği Suriye topraklarında tutan, Suriye'yi ABD'nin nüfuz alanına dönüştüren politikalar sürdürmek kimseye fayda sağlamayacaktır. Bölgede ABD ve İsrail’e hizmet eden politikalar uzlaşılmaz ve sürdürülebilir değildir."
"Yaşanabilir bir Türkiye talebini karşılamayan Terörsüz Türkiye süreci bizi bir yere götüremez"
Arıkan, "Bölgemizde böyle bir süreç devam ederken, Türkiye’de iktidar, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nu askıya almayı değil, daha etkin şekilde çalıştırmayı düşünmelidir. Günlük taktikler yerine stratejik planlar yapmalı, mağduriyetleri gidermeye yoğunlaşmalıdır. Bu komisyonda adalet ve barış temelli çalışmalar önemlidir. Yaşanabilir bir Türkiye talebini karşılamayan Terörsüz Türkiye süreci bizi hiçbir yere götüremez. Adaleti ve toplumsal uzlaşıyı sağlayacak adımlar atılmalıdır. Karanlık ilişkiler veya kişisel çıkarlar nedeniyle süreç uzatılmamalıdır. Saadet Partisi olarak biz de üzerimize düşeni yapıyoruz; dayanışma, adalet ve kardeşlik sadece silahların susmasıyla değil, insanların ekonomik, sosyal ve kültürel bütünlüğüyle de mümkündür."
"Bizim teklifimiz milletin talebidir"
Mahmut Arıkan, son olarak, mecliste görüşülen en düşük emekli aylığının artırılması için hazırlanan kanun teklifine değinerek, "Bizim teklifimiz nettir; en düşük emekli aylığı, asgari ücret seviyesine yükseltilmeli ve prim ödemelerine göre kademeli oranlar belirlenmelidir. Bu talebimizi milletimiz desteklemekte ve imza kampanyamızda 1 milyon 214 binin üzerinde imza bulunmaktadır. Milletimizin beklentisi göz ardı edilmemelidir. İnsanların yaşam koşulları iyileşmelidir. Emekliler, pırıl pırıl çocuklar ve aileleri adına adalet ve eşitlik esas olmalıdır."
"Mahallede pazara gidemeyen emekliye, artık Göbeklitepe bedava"
Arıkan, "Bayram ikramiyesi olarak verilen 500 lira ile markette alınacak ilk üründe bile ciddi bir alışveriş yapılması güç. Tüm emeklilerin yaşam standartlarını yükseltmek yerine, temel ihtiyaçlarını karşılamak için böyle küçük ve geçici çözümler sunuluyor."