Academician Murat Sevinç, 2016 yılında gerçekleştirilen akademisyen tasfiyesinin anayasal ve hukuki açıdan kötüye kullanıldığını ve bu tasfiyeye üniversitelerin çok az tepki gösterdiğini belirtti.

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri ve Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED) tarafından düzenlenen “Dijital Çağda Akademik Özgürlükler ve Bilgi Üretimi Buluşması” adlı etkinlik gerçekleştirildi. Etkinlik, Levent’teki İş Sanat Kültür Merkezi’nde yapıldı ve yapay zeka ile dijital dönüşüm çağında akademinin geleceği ve bilgi üretimi tartışıldı.
Programa katılan BÜMED Başkanı Serra Ulusoy, Boğaziçi Üniversitesi’nin 50 yıl aşkın bir süredir kamu üniversitesi olduğunu ve toplumumuza 165 yıldır akademisyenler ve diğer profesyoneller yetiştirdiğini belirtti. Ulusoy, güçlü bir camiaya sahip olduklarını ve toplumu ileriye taşımak için çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.
Anayasa hukukçusu ve akademisyen Murat Sevinç, 2016 yılındaki olağanüstü hâl kararnamelerinin anayasa ve hukukun ilkelerine aykırı şekilde kullanıldığını, bu kararnamelerle çok sayıda akademisyenin tasfiye edildiğini söyledi. Sevinç, “‘Bu suça ortak olmayacağız’ bildirisine imza atanlar üniversiteden atıldı ve bu tasfiyeye karşı çok az tepki gösterildi” dedi.
Sevinç, sözlerine şu şekilde devam etti: “Hatırladığım ve bildiğim kadarıyla, Türkiye’deki hiçbir üniversite bu büyük tasfiyeye çok az tepki gösterdi. 1933 tasfiyesini saymazsak, en az tepki gösterilen tasfiyedir. İlhan Tekeli’den alıntı yaparak, ‘2016, üniversitenin kolektif özne olma kapasitesinin ne hâle geldiğini gösterdi’ dedi. Ayrıca, 12 Mart’tan itibaren profesörlük kariyeri de içeren akademik hayatının bir parçasını oluşturan bu süreç, üniversitelerin piyasa odaklı hale geldiğine işaret ediyor. Sevinç, neoliberal politikaların ve piyasanın üniversiteleri etkilediğini, kamuculuğun ve toplumculuğun zayıflatıldığını belirtti.”
Sevinç’in konuşmasının ardından moderatörlük yapan Evren Balta, panelde Albert Ali Salah, Cem Say ve Gönenç Gürkaynak’ın yer aldığı tartışmalara geçildi.