SON DAKİKA
Reklam yükleniyor...

Nevzat Laleli

Nevzat Laleli'nin yazısında Allah’ın varlığı, alimler ve tarikatlar hakkında bilgiler ve inançların önemi anlatılıyor.

Nevzat Laleli
Reklam yükleniyor...

Nevzat Laleli

Kâinatı yoktan var eden Allah (c.c), bir hadis-i şerifte “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim, sonra kâinatı yarattım” buyurmaktadır. Bir yerde büyük bir hazine olsa ve varlığı bilinmese, başka bir yerde de aynı hazine var ve varlığı halk tarafından bilinse, elbette bilinen hazineye ilgi göstereceklerdir. Bu yüzden Allah’ın varlığının, yaratılmışlarca bilinmesi, Cenab-ı Hak’ın kemal sıfatlarına daha uygun olur.

Her insan her şeyi bilmiyor ve tanımıyor olduğundan, önüne getirilen altın, gümüş, pırlanta veya kaplama yapılmış madenleri gerçek olup olmadığını ayırt edemeyebilir. Gerçek olan ile sahte olanın birbirinden ayrılması ve gerçek olanın insanlara sunulması için uzmanlara ihtiyaç vardır. Bu uzmanlar, başkasının elindeki kıymetli madenleri kandırmadan, hakiki ile sahteyi ayırt edip insanlara takdim eden, güvenilir ve emin insanlardır. Yaptıkları işin ecir ve sevabını Allah’tan beklerler.

İslam’a ve alimlere benzetme

Yukarıda tarif edilen iki hususu, çokgen prizma şeklindeki bir avize veya şamdanla kıyaslayabiliriz. Avize içindeki aydınlık ve nur, bize dünya ve ahiret saadetini sağlayan inancımız İslam’a; ve avizeyi çevreleyen kristal camlardan oluşan çokgen prizmalı şamdan tipi, nuru dışarı yansıtan alimleri temsil eder.

Batılı din ve fikir adamları

Alimlerimiz, batıdaki din adamları gibi günah çıkaran, cenneti parçalara ayırıp satan, şeytanları kovduğunu iddia eden veya beğenmedikleri insanları dinden çıkaran kişiler değildir. Onlar, yalnızca Allah’ın varlık ve birliğini bildiren, emirlerini tebliğ eden, duyan insanlardır. Ayrıca, batıdaki fikir ve düşünürlerde olduğu gibi fikirleri yalanlayıp kabul ettirmek yerine, hepsi tek hakikatin başka yönlerden özellikle de diğerleri tarafından da görülmesini sağlayan kristal camlara benzetilebilirler.

1968 yılında verilmiş olan “İslam ve ilim” adlı konferansında, Prof. Dr. Necmettin Erbakan, batı ve doğu din ve fikir adamlarını karşılaştırmış ve “Eğer bir hakikat varsa, bu hakikat, birbirlerini yalanlayan batı içindeki mi yoksa birbirlerini tasdik eden doğu ülkeleri içindeki mi bulunur?” diye sormuş ve devamında “Hakikat, gerçek doğru bir tanedir ve bu doğruyu gören ve birbirini teyit eden insanlar arasında bulunur” demiştir.

Çağları aydınlatan kişiler

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) ve onunla birlikte cennetle müjdelenmiş on kişi, sahabe-i kiram ve Allah’ın lutfettiği diğer zatlar arasında Abdülkadir-i Ceylani, Nakşibendi Muhammed Bahaeddin, Mevlana-i Rum ve diğerleri bulunmaktadır. Bu kişiler, Allah’ın inayet ve ihsanına ulaşmışlardır.

İslam nurunun ulaşması ve insanların bundan istifade edebilmesi için bu kıymetli şahsiyetler, sistemler kurarak asırlar boyunca etkili olmuşlardır. Bugün Nakşî, Kadiri, Rufai, Mevlevi, Şazeli gibi isimlerle anılan tarikatlar ve kolları, büyük şahsiyetlerin isimlerine atfen anılmaya devam etmektedir.

İslam devlet yönetimini kötüye kullanıp büyük zararlar veren tarihî şahsiyetlerin yerine, bu büyük zatların gönül dostları her gün onları hayırla anmakta ve dualarını eksik etmemektedirler.

Tarikatlar ve giriş şartları

Tarikatlara girmek zorunlu değildir; manevi gelişim isteyenler, herhangi bir tarikatın üyesi olabilir veya ayrılabilirler. Bu durum, diğerleri tarafından eleştirilemez. Akıl sahibi bireyler, İslam’ı tercih ettiklerinde, öğretisini öğrenmek ve ilerlemek istemek çok doğaldır. Giriş için, tarikat büyüğüne veya vekiline “Ben bu tarikata katılmak istiyorum” demek yeterlidir. Bu da tarikat dilinde “intisap” olarak adlandırılır. Tarikat büyüğü, müracaat eden kişiye genellikle kabul veya reddetme hakkına sahip değildir. Katılanlar ilk olarak istiğfar ve bazı dualar veya zikirler yaparlar.

Yeni katılanlara, sürekli abdestli olma, ve bazı dualarla zikirleri düzenli yapma, kötü alışkanlıklardan uzak durma, aile büyüklerine saygı ve insanlara, hayvanlara şefkat gösterme gibi tavsiyelerde bulunulur. Ayrıca, tövbe, Allah’a yapılır ve “nasuh tövbe” şeklinde, kesin ve dönüşsüz olmalıdır.

Manen ilerleme kaydedemeyen ve yıl sonra da değişiklik göstermeyenler için Yunus Emre’nin söylediği gibi, “kaz” tabiri kullanılır ve bu kazanların asla kaynamadığı, yani manen ilerleme sağlanamadığı anlamına gelir.

Etiketler:

İslamalimlertarikatlar
Reklam yükleniyor...