Nevzat Laleli, yol ve istikamet kavramlarının önemini vurgular. İnsanların kusurlarıyla kabul edilmesi gerektiğine dikkat çekerek doğru yolun tercih edilmesinin değerini anlatır.

Büyüklerimiz, kendilerinden nasihat almak isteyenlere her zaman önemli bir tembihte bulunur. “Dünya’da ne olursanız olun, ama mutlaka istikamet üzerinde olun” ifadesi sıkça kullanılır.
Âlimlerin sohbetlerinde çeşitli nasihat ve irşat sözleri yer alırken, sohbetin sonunda dinleyicilere bu sözlerle tekrar ikaz edilir. Peki, burada ne kastedilmektedir, hiç düşündünüz mü?
Yani, yolunuz ve istikametiniz doğru olsun. İster bir yerde kapıcılık yapın, ister Cumhurbaşkanı olun, fark etmez.
İnsanın hatadan ve kusurdan tamamen arınmış olması mümkün değildir. Herkesin az veya çok kusuru bulunabilir. Bu yönü bilerek, insanı kusurlarıyla kabul etmek gerekir. Peygamberler dışında kusursuz insan yoktur.
Bir hadis-i şerifte Allah buyurmuştur: “Siz hatasız insanlar olsaydınız, sizi helak eder, yerinize hatalar edenleri yaratırdım.”
İnsanın değeri, yolunun doğru olmasıyla ölçülür ve bu yolu takip etmek için hayatı boyunca gayret sarf etmesi gerekir.
İnsanların takip ettiği yollar ikiye ayrılır: biri “hak yolu veya sıratı müstegim”, diğeri ise “batıl (yanlış) yollar”. Hak yolun tek olmasına rağmen, batıl yollar çok sayıdır.
Bunu matematiksel olarak söylemek gerekirse; iki kere ikinin sonucu sadece dört ve doğruyu temsil eder. Diğer sonuçlar yanlıştır ve hatadır.
Allah, insana akıl nimetini vermiş ve “dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak” yolu göstermiştir. Ayrıca bu yolu anlatan kitaplar ve peygamberler aracılığıyla insanlara doğru yolu seçmeleri tavsiye edilmiştir.
Tabii ki bu tavsiye, insanların iradesine bırakılmıştır; zorlayıcı bir tavsiye veya zorunluluk yoktur.
İnsanlar, ilahi kudretin yolunu tercih etmeyip kendileri dar görüşleriyle yol çizmeye kalkıştıklarında hata etmiş olurlar. Ayrıca, siyasi güçleriyle kendilerini ve insanları risk altına sokarlar.
Tarih boyunca peygamberlere uyanlar mutlu, Firavunlara ve tiranlara uyanlar ise zorluklar yaşamıştır. Yakın tarihimizde, vaat edilen mutlulukları getirmeye çalışan sistemlerin felaketlerden başka bir sonucu olmamıştır. Bu sistemler milyonlarca insanın ölümü, sürgünü ve mal varlıklarının yok edilmesiyle sonuçlanmıştır.
Bu yanlış sistemlerin farklı biçimleri dünyada uygulanmaktadır. Kapitalizmin ve buna karşı çıkılan komünizmin en büyük sonucu ise insanlık sömürülmeye ve zor duruma düşmeye devam etmektedir.
Son dönemlerde komünizmin çöküşü, insanlara mutluluk getiremeyeceği açıkça görülmüştür. Aynı şekilde, kapitalizmin krizlerle kendisini göstermesi, sistemin sorunlarını ortaya koymuştur.
Her zaman dikkatli olmak, mevcut durumu incelemek ve dua ederek “Hak’kı” (doğru, iyi, adil) bilip ona bağlanmayı, yanlış ve zulüm sistemlerinden uzak durmayı dilemek gerekir.
Adil düzen, hakkaniyet esasına dayanan bir ekonomik sistemdir. Bu sistemde, çalışan ve üretime katkı sağlayan hakkını alır ve insanca bir yaşam sürer. Bu sistemde faiz ve sömürü yoktur. Kapital, yatırıma yönlendirilir ve üretimden pay verilerek teşvik edilir.
Necmettin Erbakan’ın “Adil ekonomik düzen” konferanslarına dikkat çekmek ve bu doğrultuda hareket etmek, ekonomik ve ahlaki krizlerden kurtulmanın yollarından biridir.
Her sistem, insan tarafından yürütülür. Adil düzeni sağlayacak insanlarda ise hak duygusu ve maneviyat esas teşkil eder. Bu nedenle, ahlak ve maneviyat her işin başıdır.
Yunus Emre, kendisine hak anlatıldığı halde anlamayanlara yönelik olarak; c7ok sevdiği ve uzun zaman uğraştığı kazın hikâyesini anlatır. Bu hikâyede, kazın anlamını kavrayamayanların, uzun zaman sonra gerçekleri ancak kayalara vurduktan sonra anlayacakları vurgulanır.
Yanlış yolda yürüyenlerin, gerçekleri fark edinceye kadar anlamayacaklarına dikkat çekilir. Farkın görememek, büyük bir kayıptır ve kendileriyle birlikte onlara bağlı olanlara da yazıktır.