SON DAKİKA
Reklam yükleniyor...
Ana Sayfa/Dünya/Papa 14. Leo Ankara’da konuştu: Dünya hâlâ adalet ve barışın ihlal edilmesine neden olan ihtiraslar yüzünden istikrarsız durumda

Papa 14. Leo Ankara’da konuştu: Dünya hâlâ adalet ve barışın ihlal edilmesine neden olan ihtiraslar yüzünden istikrarsız durumda

Papa 14. Leo, Ankara’da adalet ve barışın ihlal edilmesine neden olan ihtirasların dünyayı istikrarsızlaştırdığını belirtti. Türkiye’nin bölgesel ve küresel önemine vurgu yaptı.

Papa 14. Leo Ankara’da konuştu: Dünya hâlâ adalet ve barışın ihlal edilmesine neden olan ihtiraslar yüzünden istikrarsız durumda
Reklam yükleniyor...

Papa 14. Leo Ankara’da konuştu: "Dünya hâlâ adalet ve barışın çiğnenmesine yol açan ihtiraslar ve tercihler yüzünden istikrarsız durumda"

Konuşmanın içeriği

(ANKARA) - Papa 14. Leo, "Çevremizdeki dünya hâlâ adalet ve barışın çiğnenmesine yol açan ihtiraslar ve tercihler yüzünden istikrarsız durumdadır" dedi. Papa, Türkiye’nin "Akdeniz’in ve tüm dünyanın hem bugününde hem de geleceğinde önemli bir yeri bulunduğunu" ifade etti.

Papa 14. Leo, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin "farklılıklarıyla bir köprü ülkesi" olduğunu vurgulayarak, dinler ve topluluklar arasında diyalog, merhamet ve karşılıklı saygı çağrısı yaptı. Ayrıca, Türkiye’nin tarihsel ve coğrafi konumunun barışın tesisinde merkezi bir rol oynadığını belirtti.

“Papalığının havarilik yolculuğuna Türkiye'yi ziyaret ederek başlamaktan memnun olduğunu” belirten Papa, "Bu topraklar, Hristiyanlığın kökenleriyle ayrılmaz bir biçimde bağlantılıdır ve bugün İbrahim’in çocuklarını ve bütün insanlığı, farklılıkları tanıyan ve takdir eden bir kardeşliğe çağırmaktadır. Ülkenizin doğal güzellikleri bizi Tanrı’nın yaratılışını korumaya teşvik etmektedir" dedi.

Türkiye’nin köprü ülkesi olması

Papa 14. Leo, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca, yaşadığınız yerlerin kültürel, sanatsal ve ruhani zenginliği, farklı kuşaklar, gelenekler ve fikirler bir araya geldiğinde büyük uygarlıkların ortaya çıktığını; gelişme ve hikmetin bir birlik içerisinde toplandığını bize hatırlatmaktadır.

Bir yandan insanlık tarihinin yüzyıllar süren çatışmaları geride bıraktığı doğrudur ve çevremizdeki dünya hâlâ adalet ve barışın çiğnenmesine yol açan ihtiraslar ve tercihler nedeniyle istikrarsızdır. Aynı zamanda, zorluklarla karşılaşıldığında, büyük bir geçmişe sahip bir halk olmak hem bir armağan hem de bir sorumluluktur.

Yolculuğunun logosu olarak seçilen Çanakkale Boğazı üzerindeki köprünün görüntüsü, ülkenin özel rolünü etkileyici biçimde anlatmaktadır. İç çeşitliliğine değer vererek, Akdeniz’in ve tüm dünyanın hem bugününde hem de geleceğinde önemli bir yerde bulunuyor.

Bu köprü, Asya’yı Avrupa’ya, Doğu’yu Batı’ya bağlamadan önce bile, Türkiye’yi içe bağlamaktadır. Ülkenin farklı bölgelerini birbirine bağlayarak, onu duyarlılıkların kesişim noktası haline getirir. Böyle bir durumda tekdüzelik bir yoksullaşma anlamına gelir.

Gerçekten de, çoğulluk içeren toplumlar canlıdır; zira onları medenileştiren şey, insanları birbirine bağlayan köprülerdir. Ancak, günümüzde, topluluklar giderek kutuplaşmakta ve aşırı pozisyonlar nedeniyle parçalanmaktadır.

Birlik mesajı ve dini bağlar

Aziz 23’üncü Yuhanna’ya atıfla belirtildiği gibi, Hristiyanlar, ülkenin birliğine katkıda bulunmak istemektedir. Aziz Yuhanna, yüksek değerler verdiği Türk kimliğinin bir parçası olduğunu bilir ve buna önem verir. Kendisi, 1935’ten 1945’e kadar İstanbul Latin Vikariatı yöneticisi ve Türkiye ile Yunanistan’daki Apostolik Delegesi’ydi ve Katoliklerin, ülkedeki gelişmelerden dışlanmamasını sağlamak için çaba sarf etti.

O yıllarda şöyle yazmıştı: ’Biz İstanbul’un Latin Katolikleri ve diğer ritlere bağlı Katolikler, Ermeni, Rum, Keldani, Süryani vb., dar bir dünya içinde yaşayan mütevazı bir azınlığız. İmanını paylaşmadığımız kişilerden kendimizi ayırıyoruz. Ortodokslar, Protestanlar, Yahudiler, Müslümanlar ve diğer dini inanç sahipleri… Herkesin kendi işi ve gelenekleriyle ilgilenmesi doğru görülür. Ancak, İncil ve Katolik ilkeleri ışığında bunun yanlış olduğunu söylüyorum.’

Kayıtsızlığın küreselleşmesine karşı merhamet çağrısı

Bu zamandan beri, hem Kilise hem de toplumlar önemli ilerlemeler kaydetti. Ancak bu sözler, günümüzde hâlâ güçlü biçimde yankılanmakta ve Papa Fransis’in “karşılaşma kültürü” diye adlandırdığı, daha İncil’e dayalı ve daha gerçek bir düşünce biçimini teşvik etmeye devam etmektedir.

Akdeniz’in kalbinden gelen çağrıda, başkalarının acılarını hissetmeye ve yoksulların, yeryüzünün sesine kulak vermeye davet edilerek, kayıtsızlığın küreselleşmesine karşı çıkılmıştır. Bu yaklaşım, merhametli eyleme çağırmakta ve Tanrı’nın sevgi yansımasına işaret etmektedir. Sembolik olarak, büyük köprünün görüntüsü Tanrı’nın kendisiyle gök ve yer arasında kurduğu köprüyü temsil etmektedir. Böylelikle, yüreklerin Tanrı’ya benzer hale gelmesi amaçlanmıştır.

Sevgi ve adaletin önemi, güçlü olanın haklı sayılması anlayışına karşı çıkarak, şefkat ve dayanışmanın kalkınmanın en önemli ölçütleri olduğunu anlatır. Inanç merkezli toplumlarda, Tanrı’nın tüm çocuklarına, kadın, erkek, vatandaş ve yabancı, yoksul ve zengin, saygı ve özgürlük gösterilmelidir. Bu yaklaşım, kişisel, toplumsal ve siyasi boyuta sahiptir.

Hissiyatların teknolojik gelişmelerle beraber, adaletsizliği artırmaktan uzak, yerel ve küresel politikaları yeniden şekillendirmeye büyük bir meydan okumadır.

Gelişmiş teknolojilerin, yalnızca tercihleri çoğaltmakta ve süreçleri hızlandırmakta olduğunu kabul ederek, kalkınmanın yönünü değiştirmeyi ve insan ailesinin birlik ve bütünlüğünü sağlamak gerektiğine vurgu yapılmıştır.

“İnsan ailesinin kaderini değiştirmemize yardım edelim” çağrısıyla, bütün insanların ortak kaderi üzerine çağrıda bulunulmuştur.

Aile ve toplum

Gerçek anlamda, aile toplumun temel çekirdeğidir; orada başkası olmadan bir ‘ben’ olmanın mümkün olmadığı öğrenilir. Türk kültüründe, aile her zaman büyük önem taşımakta ve bu, toplumsal yaşamda temel bir ilkedir. Bu tutum, toplumsal birlikteliğin yaşamsal parçasıdır; ayrıca, ortak iyiliğe ulaşmanın ilk ve en önemli yolu ailedir.

Her aile kendi içinde kapalı, düşmanlık besleyebilir ve üyelerinin gelişimini engelleyebilir. Ancak, bireyciliğin ve tüketim ekonomilerinin, yalnızlık ve tatminsizlik yarattığı açıktır. Bu nedenle, aile değerleri yaşamsal ve mutluluk vericidir; farklılıklar ve açık olma, toplumların ilerlemesi ve mutluluğu için vazgeçilmezdir.

Etiketler:

dinbarışbirlikkültürdiyalog
Reklam yükleniyor...