Sulak alanların yılda yaklaşık 39 trilyon dolar fayda sağladığı ve ortalama yüzde 0,52 kayıp yaşanmakta olduğu belirtiliyor. Kayıplar devam ederse, ekosistem ve ekonomiye olumsuz etkiler olabilir.

Sulak alanlar hakkında farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 2 Şubat'ta "Dünya Sulak Alanlar Günü" kutlanmaktadır. Bu gün, 1997 yılından itibaren kutlanmaktadır ve 2021 yılında BM Genel Kurulu tarafından "Dünya Sulak Alanlar Günü" resmi olarak ilan edilmiştir.
"Ramsar Sözleşmesi" olarak bilinen sulak alanların korunması sözleşmesi, İran'ın Ramsar şehrinde 2 Şubat 1971'de imzalanmış ve 1975'te yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşme, 172 ülkenin sulak alanların korunması ve yönetimi konusunda yükümlülükleri olduğu uluslararası bir anlaşmadır.
Dünya genelinde 2 bin 500’den fazla "Ramsar alanı" bulunmaktadır ve toplam alanı 2,5 milyon kilometrekareye ulaşmaktadır. Avustralya'daki Cobourg Yarımadası, 1974'te dünyanın ilk sulak alanı olarak belirlenmiştir. Brezilya, 267 bin kilometrekare ile en geniş sulak alanlara sahip olup, onu yaklaşık 148 bin kilometrekare ile Bolivya izlemektedir. Kanada, Çad, Kongo ve Rusya gibi ülkelerin de 100 bin kilometrekareyi aşan sulak alanlar bulunmaktadır. Türkiye ise 1994 yılında sözleşmeye taraf olmuş ve 14 "Ramsar alanı" bulunmaktadır.
Raporda, 1970'ten itibaren dünya genelinde sulak alanların en az yüzde 22'sinin kaybolduğu belirtilmiştir. Kayıpların başlıca nedenleri arasında tarım alanlarının genişletilmesi, plansız kentleşme, sanayi faaliyetleri, baraj ve yol yapımı ile iklim değişikliği yer almaktadır.
Raporda, sulak alanların değerinin ve korunmasının önemi vurgulanmakta, bu ekosistemlerin restore edilmesi ve finansmanın sağlanması gerektiği ifade edilmektedir. Ayrıca sulak alanların su güvenliği, biyolojik çeşitlilik ile iklim değişikliğiyle mücadelede kritik rol oynadığı; kayıpların devam etmesi halinde ekonomik ve toplumsal maliyetlerin artacağı uyarısı yapılmıştır.
Sulak alanların yok olmasının içme suyu kaynakları, balıkçılık, tarımsal üretim ve doğal afetlere direnç üzerinde doğrudan etkisi olduğu ve sel ve kuraklık riskini artırdığı raporda belirtilmiştir. Ayrıca, bu alanların yılda yaklaşık 39 trilyon dolar değerinde fayda sağladığı ve iklim düzenleme, su filtrasyonu, sel koruması, gıda ve geçim kaynakları gibi hizmetleri içerdiği kaydedilmiştir.
Rapor, sulak alanların yılda ortalama yüzde 0,52 oranında kaybedildiğini ve bu trendin devam etmesi halinde 2050 yılına kadar dünya genelinde sulak alanların yüzde 20'sinin daha yok olabileceğini öngörmektedir. Aynı zamanda, mevcut sulak alanların yaklaşık yüzde 25'inin ekolojik açıdan kötü durumda olduğu ifade edilmiştir.
Dünya karasının yaklaşık yüzde 6'sını kapsayan sulak alanlar, bitki ve hayvan türlerinin yüzde 40'ına yaşam alanı sunmaktadır. Bu ekosistemler, sel ve kuraklık riskini azaltıcı tampon işlevleri görmenin yanı sıra yüksek karbon tutma kapasiteleri sayesinde iklim değişikliğiyle mücadelede de önemli rol oynar. Bu alanların korunması, gıda güvenliği ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır ve bu alanlara yapılacak yatırımlar "ortak geleceğe yatırım" olarak nitelendirilmektedir.