SON DAKİKA
Reklam yükleniyor...
Ana Sayfa/Türkiye/Toplum Çalışmaları Enstitüsü: Türkiye’de Doğurganlık Gerilemesi Güvence Eksikliğinden Kaynaklanıyor

Toplum Çalışmaları Enstitüsü: Türkiye’de Doğurganlık Gerilemesi Güvence Eksikliğinden Kaynaklanıyor

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün araştırma notuna göre, Türkiye’de toplam doğurganlık hızındaki gerileme kültürel değil, ekonomik ve mesleki risklerin yönetilememesinden kaynaklanıyor. Çocuk sahibi olma kararında güvencesizlik ön planda.

Toplum Çalışmaları Enstitüsü: Türkiye’de Doğurganlık Gerilemesi Güvence Eksikliğinden Kaynaklanıyor
Reklam yükleniyor...

Toplum Çalışmaları Enstitüsü: Türkiye’de toplam doğurganlık hızındaki gerileme “istek eksikliği” değil "güvence eksikliği"nden kaynaklanıyor

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün araştırma notu

(ANKARA) - Toplum Çalışmaları Enstitüsü tarafından yayımlanan araştırma notunda, Türkiye’nin demografik yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu. Dijital olarak yayımlanan bu notta, toplam doğurganlık hızında yaşanan gerilemenin kültürel tercihlerden değil, çocuk sahibi olmanın ekonomik ve mesleki riskleriyle ilişkili olduğu ifade edildi. Raporda, “Çocuk yapmayı teşvik etmek değil, kadınları bu risklere karşı korumak esas olmalıdır” denildi.

Demografik ve toplumsal veriler

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) 2018 verileri temel alınarak hazırlanan tablolarda, hiç çocuğu olmayan kadınların ortalama 2,6 çocuk istediği, çocuk sayısının artmasıyla beraber ideal çocuk sayısının 3,8’e kadar yükseldiği belirtildi. Bu veriler, nüfus yenilenme eşiği olan 2,1’in üzerinde aile yapısının tercih edildiğini gösterdi. Ayrıca, istihdamdaki kadınların doğurganlık hızının 1,38 iken, beyan edilen ideal çocuk sayısının 2,5–3,0 bandında olduğu ve kurumsal altyapı eksikliği ile ilişkilendirildi.

Doğurganlık ve kadın istihdamı

2014–2024 döneminde toplam doğurganlık oranı 2,19’dan 1,48’e düşerken, kadın istihdam oranı yüzde 33 seviyesinden yüzde 42’ye yükseldi. Ancak, doğurganlıkta yaşanan azalma ile kadın istihdamındaki artışın benzer düzeyde olmadığını vurgulandı. Bu durum, doğurganlık gerilemesinin doğrudan işgücüne katılımı artırmadığını gösterdi.

Kadınlarda işsizlik ve işgücü katılımı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) verilerine göre, kadın işsizlik oranı yüzde 12,6, geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 30,6 idi. Erkeklerde ise geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 18,3 olarak kayıtlara geçti. 20–24 yaş grubundaki kadın işsizlik oranı yüzde 24,7, yüksek öğretim mezunu genç kadınlarda ise yüzde 28,9 olarak açıklandı. Ayrıca, kadınların yüzde 42,9’unun bakım ve ev işleri nedeniyle işgücü dışında kaldığı ve yaklaşık 1,1 milyon kadının ise iş aramadan çalışmaya hazır olduğu verildi.

Demografik istikrar ve doğum eşiği

Raporda, demografik denge açısından kritik olan ilk ve ikinci çocuk arasındaki geçiş olduğu vurgulandı. Birinci doğum sonrası, kadınların ikinci doğuma geçişte önemli bir kırılma yaşadığı ve kamu sektöründeki kadınların ikinci doğum olasılığının, özel sektör çalışanlarına göre daha yüksek olduğuna dikkat çekildi. İstihdam güvencesi ve öngörülebilirliğin, doğurganlık kararları üzerinde belirleyici olduğu belirtildi. “İstihdam tamponu” ve “güvence mimarisi” yaklaşımlarıyla, riskleri kamusal araçlar ile hafifletmeyi hedefleyen iki aşamalı model önerildi. Bu modelin, çocuk sahibi olmayı teşvik etmeye değil, ekonomik ve mesleki risklerden korunmayı amaçladığı kaydedildi. Türkiye’de esas kopuşun ikinci çocukta yaşandığı ifade edildi. Ayrıca, 23–27 yaş aralığında ilk doğum, 28–30 yaş aralığında ise ikinci doğumun desteklenmesi önerildi. Risk paylaşımına dayalı bu güvence mekanizmasının, kadınların doğurganlık kararlarını olumlu yönde etkilemesi amaçlandı.

Gelecek öngörüleri ve sonuçlar

2025 yılı için toplam doğurganlık hızının 1,40 seviyesinde öngörüldüğü ve eğilimlerin devam etmesi halinde bu oranın 1,30’un altına inme riskinin bulunduğu belirtildi. Kadınların doğurganlık hızının istihdam durumuna göre farklılık gösterdiği ve, mevcut durumda, istihdamda olan kadınların hızının 1,38, olmayan kadınların ise 1,72 olduğu kaydedildi. Bu farkın azalması, demografik kriz ve güvence eksikliği sorunlarının topluma yaygın bir sorun olduğunu ortaya koydu. Raporda, Türkiye’nin demografik sorunlarının yalnızca azalan doğum sayılarına bağlı olmadığı, kadınların işgücü, bakım hizmetleri ve gelir güvencesiyle ilgili yapısal sorunların sonucu olduğu belirtildi. Çözüm önerisi ise, risklerin paylaşımına dayalı kurumsal güvence mekanizmalarının geliştirilmesi olarak gösterildi.

Etiketler:

demografikkadıngüvencedoğurganlıkistihdam
Reklam yükleniyor...