Dizi ve filmlerde şiddet sahnelerinin artması toplumda tartışma yarattı. Bu içeriklerin çocuk ve gençler üzerindeki olumsuz etkileri uzmanlar tarafından vurgulanıyor.

Dizi ve filmlerde şiddet içeren sahnelerin sayısında artış olduğu gözlemleniyor. Bu durum, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturuyor. Aile Danışmanı Özcan Dalgıç, ‘Silah, intikam, mafya kültürü, çeteleşme, kendi hakkını arama kavramları artık sıradan hale geliyor. Şiddet, bir sorun değil, çözüm yolu olarak gösteriliyor’ dedi.
Dizi ve filmlerdeki şiddet sahneleri giderek çoğalıyor ve bu içeriklere maruz kalan çocuk ve gençler de etkileniyor. Uzmanlar, aileleri bu konuda uyarırken, denetimsiz yayınlar yeni nesli etkiliyor. Dalgıç, Merhaba Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, ‘Her yıl şiddet ve müstehcenlik içeren sahnelerin arttığını düşünüyorum. Özellikle prime-time yayınlanan dizilerde fiziksel, psikolojik ve duygusal şiddet neredeyse dizilerin temel unsuru hale gelmiş durumda. Silah, intikam, mafya, çete, hakkını arama gibi kavramlar sıradanlaştırılırken, şiddet çözüm yoluymuş gibi gösteriliyor. Bu da izleyicinin bilinçaltında güçlünün haklı olduğu algısını oluşturuyor’ ifadelerini kullandı.
Dalgıç, çocukların izledikleri içerikleri sadece seyretmediğini, aynı zamanda model aldığını belirtiyor. Psikolog Albert Bandura’nın da vurguladığı gibi, çocuklar gözlem yoluyla öğrenir. Eğer çocuklar, şiddetin ödüllendirildiğini, zorbalığın güç gösterisi olarak sunulduğunu ya da öfkenin çözüm yolu olduğunu görürse, bu davranışları benimseyebilirler. Çocuklar bunların kurgu olduğunu düşünmeyip, gerçek hayatta da uygulanabilir olduğunu düşünebilirler.
Gençlik dönemi, kimlik inşası ve güç kazanma ihtiyacının yüksek olduğu bir dönemdir. Dalgıç, ‘Eğer genç, erkek olmayı saldırganlıkla ilişkilendiriyorsa, kız çocuklarının gruplar veya çeteleşmeler yoluyla güç elde ettiğine inanıyorsa, problem çözmek için baskıcı yöntemlere yönelebilir. Bu durum, okulda akran zorbalığı, kardeşler arası çatışma ve ebeveynlere karşı sert tutumların gelişmesine zemin hazırlar. Dizilerde erkek karakterler şiddet yanlışı, kadınlar ise mağdur veya manipülatif şekilde temsil edilerek, toplumsal algıyı bozuyor ve kadınlara yönelik şiddeti görünmez kılıyor’ dedi.
Özcan Dalgıç, dizilerde kadınlara yönelik psikolojik şiddetin romantize edilmesine dikkat çekerek, ‘Bu, gerçek hayatta da seviyor ama sinirli gibi ifadelerin meşrulaştırılmasına neden oluyor. Gayrimeşru yaşamların normalleşmesi ve iletişimin yerini şiddet ve tehdit alırsa, evlilik yapısı ciddi şekilde zedelenir’ diye konuştu.
Dalgıç, uzun vadede çözümün medya okuryazarlığını geliştirmek olduğunu vurguluyor. Aileler, izledikleri film ve diziler üzerinde durarak, ‘Bu sahnede doğru olan neydi?’ ya da ‘Başka nasıl çözülebilirdi?’ gibi sorular sorabilir. Bu sayede, şiddet öğelerinin yoğun olduğu dizilere prim verilmemesinin, değerler ve kültürün ön plana çıkması açısından önemli olacağı ifade ediliyor. Ayrıca, devletin pozitif içerik teşvik ettiği projeleri desteklemesi gerektiği belirtiliyor. RTÜK denetim mekanizması devreye alınmalı, dijital içeriklerde kurallar aileler ve kurumlar tarafından belirlenmeli. Çocukların ve ailelerin, ekran ve sosyal medya kullanımlarında, izleme saatleri ve içerik tercihlerinde sınır koyması, önemli hale geliyor. Ekranların, yaşamımızda misafir olduğu unutulmamalı ve içeriklerin seçimi dikkatle yapılmalı’ açıklamasında bulundu.