Türkiye Ormancılar Derneği, TBMM’de görüşülen Milli Parklar Kanunu teklifine karşı çıktı. Koruma statülerinin güçlendirilmesi ve katılımcı yönetim talebini vurguladı.

Türkiye Ormancılar Derneği, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmekte olan Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında açıklamada bulundu.
Belgelenen eleştiride, teklifin ülkenin en değerli doğal alanlarını korumak yerine, turizm, enerji, madencilik ve ticari faaliyetlere açmayı amaçlayan bir yaklaşımla hazırlandığı savunuldu. Ayrıca, düzenlemelerin Anayasa hükümleri ve doğa koruma hukukunun temel ilkeleriyle çeliştiği belirtildi. Milli parkların "koruma alanı" olmaktan çıkarılıp "işletme alanı" haline getirildiği vurgulandı.
Teklifin 5. ve 6. maddeleriyle, milli park ve doğa koruma alanlarında ulaşım, enerji iletim hatları ve altyapı tesislerine izin verilebilmekte, yönetimleri ise özel şirketlere devredilebilmektedir. Anayasa’nın ilgili maddeleri, devletin doğal varlıkları yönetmesini ve korumasını öngörürken, bu düzenlemenin hükümsüz kılınmak istendiği anlatıldı.
Millet parklarının turistik tesislere açılmasının değil, ekolojik sistemlerin güvence altına alınmasının önemli olduğu belirtilerek, uzun devreli gelişme planlarının işlevsiz hale getirildiği ve mutlak koruma zonlarının korunmasının, ekosistemlerin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğu vurgulandı.
Habitat tahribatı ve kaçak avcılıkla mücadele, etkin denetim ve caydırıcı önlemlerle sağlanmalı; özellikle nesli tehlike altında olan türlerin korunması öncelik olmalıdır. Teklifin, canlı yaşamını ekonomik kazanç için kullanan bir anlayışa dayandığı ifade edildi. Ayrıca, milli parklarda turizm faaliyetlerine 49 yıl ve başarılı olunursa 99 yıla kadar özel şirketlerin işletmesine imkan veren düzenlemenin, ekosistemlerin parçalanmasına neden olabileceği belirtildi.
Tüm yetkilerin merkezi idareye verilmesiyle yerel yönetimler ve sivil toplumun karar süreçlerinden dışlandığına dikkat çekildi. Yönetimlerin katılımcı ve bilimsel bir temele dayalı olması gerekliliği vurgulandı. Ekosistemlerin yapılaşma ve ticari kullanıma açılmasının, iklim değişikliğine karşı doğal savunma mekanizmalarını zayıflatacağı ve gelecek nesillere aktarılması gereken yaşam alanlarının zarar göreceği ifade edildi.
İlgili düzenlemenin, çevresel, ulusal güvenlik ve gelecek kuşakların yaşam hakkı açısından tehdit oluşturduğu da bildirildi. Teklifin derhal geri çekilmesi, koruma statülerinin güçlendirilmesi, uzun devreli planların korunması ve uygulanması, karar süreçlerine yerel halk, bilim insanları ve sivil toplumun katılımı sağlanması gerektiği vurgulandı. Ayrıca, kaçak avcılık ve habitat tahribatına karşı etkin denetimlerin ve caydırıcı yaptırımların uygulanması çağrısı yapıldı.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün uzman kadrolarla güçlendirilmesi gerektiği belirtilerek, milli parkların ekolojik, kültürel ve doğal yaşam alanları olarak gelecek nesillere devredilmesinin önemi kaydedildi. Bu alanların ticarileştirilmesi, parçalanması veya özel şirketlere devredilmesi kabul edilemez görüşü dile getirildi.