İstanbul Barosu tarafından düzenlenen ve yurtdışındaki hukuk topluluklarının katılımıyla gerçekleşen sempozyumda, hukuka dair eleştiriler dile getirildi ve çeşitli tanıklıklar paylaşıldı. Tutuklu vekil Can Atalay’ın mektubu okundu.

İstanbul Barosu tarafından, Paris, Berlin, Brüksel ve Gürcistan Barosu işbirliğiyle ve yurtdışından bazı hukuk topluluklarının katılımıyla düzenlenen “Adil Yargılanma ve Savunma Hakkı Uluslararası Sempozyumu” sürüyor. Tüm aşamalarında adil yargılanma hakkının ele alındığı etkinlik, ikinci gününe devam ediyor. Programın son gününde, İstanbul Barosu'nun kuruluş yıldönümünde Baro binası önünde basın açıklaması ve Taksim Cumhuriyet Anıtı’na çelenk sunumu gerçekleştirilecek.
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu tarafından yapılan açılış konuşmasında, Türkiye ve Avrupa’nın savaşların sona erdirilmesi gerektiği çağrısında bulunurken, savunma örgütlerine “Savunma Dayanışma Ağı” kurulması önerisi getirildi. Kaboğlu, yeni dünya düzeninde savunmanın aktif rol oynamasının önemine değinerek, baroların pasif değil, yön verici olması gerektiği vurguladı. Ayrıca, uluslararası kurumların etkinliğinin artırılması ve “Nürnberg benzeri etik yargı düzeni” kurulması konusunda önerilerde bulundu.
Sempozyumun ilk günü, hukuk devleti ve adalet arayışına dair önemli tanıklıklar içerdi. Yurt dışından ve Türkiye’den katılımcılar, hak ihlallerinin nedenlerine ve sistematik sorunlara dikkat çekti. Tutuklu milletvekili Can Atalay’ın cezaevinden gönderdiği mektup okundu. Mektupta, hukukun askıya alındığı ve savunmanın baskı altında olduğu ortamda bile avukatların susmaması ve adalet mücadelesine devam etmesi gerektiği vurgulandı.
Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, Türkiye’de adaletin ulaşmasının neden zorlaştığını tarihsel örneklerle açıkladı. Yakınlarını kaybeden yurttaşların anlatımları ise programın en dramatik anlarını oluşturdu. Havai fişek fabrikası patlamasında kardeşini kaybeden Mervenur Yılmaz, olayları “düzen cinayeti” olarak tanımladı. Yıllardır süren denetimsizlik ve cezasızlık pratiğinin ölümleri kaçınılmaz hale getirdiğini belirtti ve yargı sistemine güvenin sarsıldığını dile getirdi.
Depremde üç çocuğunu kaybeden Nurgül Göksu, yıkılan binanın kolunu kendi çabasıyla bulduğunu ve delilleri topladığını ancak üç yıldır adaletin sağlanamadığını söyledi. Uçurumda ölüme terk edilen Rojin Kabaiş’in aile temsilcisi, soruşturmada eksiklikler ve delil yetersizliği nedeniyle gerçeğin ortaya çıkarılamadığını ve tehditlere maruz kaldıklarını aktardı. Bu anlatımlar, devletin soruşturma ve yargı süreçlerindeki yetersizliklerine işaret etti.
Oturum moderatörü Avukat Akçay Taşçı, anlatılan örneklerin ortak noktası olarak devletin soruşturma yükümlülüklerini yerine getirmediği ve cezasızlık kültürünün yaygınlaştığına vurgu yaptı. Sempozyum, “adalet ya herkes içindir ya da hiç yoktur” mesajıyla sona erdi.