Van’da İnsan Hakları Haftası nedeniyle yapılan etkinlikte, hak ve özgürlüklere ilişkin sorunlar ve insan hakları ihlalleri dile getirildi. Uluslararası ve Türkiye’deki durum da anlatıldı.

İnsan Hakları Derneği Van Şubesi öncülüğünde sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin kabul edilmesinin 77. yıl dönümünde toplanmıştır.
Ortak açıklamada, eşitsizlik, adaletsizlik, yoksulluk, ayrımcılık ve savaşa karşı durulmasının sürdürüleceği belirtilmiştir.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 77. yıl dönümü dolayısıyla Van’da basın açıklaması yapılmıştır. Sanat Sokağı’nda gerçekleştirilen açıklamaya İHD Van Şubesi, Van Barosu İnsan Hakları Merkezi, ÖHD, TİHV Van Temsilciliği, KESK Van Şubeler Platformu, TMMOB Van İl Koordinasyonu, Van-Hakkari Tabip Odası ve çeşitli siyasi parti temsilcileri katılmıştır.
Açıklamayı kurumlar adına okuyan TİHV Van Temsilcisi Ayfer Şahin Bilici, ülkedeki insan hakları durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
10 Aralık 1948’de kabul edilen ve 1949’da yürürlüğe giren, Türkiye’de de 30 maddelik Evrensel Bildirge, savaş sonrası kurulan uluslararası sistemin temelini oluşturmuştur. Ancak, günümüzde bu ideallerin oldukça gerisinde kalındığı, hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzenin henüz tesis edilemediği belirtilmiştir. Birleşmiş Milletler'in küresel ölçekte ayrımcılık, eşitsizlik ve adaletsizlikleri önlemede yetersiz kaldığı ifade edilmiştir. Ayrıca, büyük devletlerin çıkar temelli askeri ve ekonomik politikalarındaki artışın, özellikle Orta Doğu ve Ukrayna’da ciddi insani krizlere neden olduğu vurgulanmıştır.
Bilici, Türkiye’de insan hakları krizinin yoğun şekilde devam ettiğini ve ülkenin 2016’dan beri fiilen kalıcı bir OHAL rejimiyle yönetildiğini belirtmiştir. Hukukun üstünlüğünün ortadan kalktığını, kuralsızlık ve keyfilik yaygınlaştığını ifade etmiştir. 2025’e kadar yaşam hakkı ihlallerinin arttığını ve Anayasa’ya rağmen işkencenin temel insan hakları sorunu olmaya devam ettiğini söylemiştir. Van Belediyesi’ne kayyım atanması ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın tutuklanması gibi olayların, hukuksuz uygulamaların somut örnekleri olduğu dile getirilmiştir. Hapishanelerin tıka basa dolduğu ve ağır ihlallerin yaşandığı belirtilmiş, yaklaşık 4 bin ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsünün salıverilme umudundan mahrum bırakıldığına dikkat çekilmiştir.
Bilici, İmralı Hapishanesi ve diğer yüksek güvenlikli cezaevlerindeki tecrit uygulamalarının devam ettiğini, ‘kuyu tipi’ cezaevlerinin kapatılması gerektiğini vurgulamıştır. Düşünce ve ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların kabul edilemez olduğunu ve gazetecilerin hapishanelerden haber iletmek zorunda kaldığını belirtmiştir. Kürt meselesinin ancak demokratik yaklaşımlarla çözülebileceği ve şiddetin sona erdirilmesi için barışçıl, demokratik çözümlerin önemli olduğu ifade edilmiştir.