Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Suriye'deki askerî varlıklarının şu anki koşullarda yeniden değerlendirilebileceğini ve bunun güvenlik koşullarına bağlı olduğunu belirtti. Uluslararası gelişmeler ve stratejiler hakkında bilgiler verdi.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "Halihazırda Suriye'deki harekat bölgelerindeki mevcudiyetimiz Suriye makamları ile koordineli olarak sürmektedir. Terör örgütlerinin varlığının sona erdirilmesi, sınır güvenliğimizin sağlanması sonrasında, Suriye ordusu bulunduğumuz bölgelerde güvenliği tek başına tesis edebilecek imkân ve kabiliyete ulaştığı zaman Suriye’deki askerî varlığımız Suriye Yönetimi ile yeniden değerlendirilebilecektir" dedi.
Güler, Gazete Oksijen'e verdiği röportajda, uluslararası gelişmeler ve Türkiye'nin savunma stratejisi hakkında değerlendirmelerde bulundu. NATO'nun çözülme ihtimalinin Türkiye açısından sonuçlarına değinen Güler, NATO'nun 75 yılı aşkın süredir üyeleri ortak güvenliği savunduğunu belirtti. ABD'nin Avrupa savunmasına yük paylaşımı eleştirilerinin geçmişte de yaşandığını ve NATO'nun krizleri birlik ve dayanışma ile aşmayı başardığını söyledi. NATO'nun kolektif savunma ilkesinin sorgulanması ve küresel güvenlik altyapısında belirsizlikler oluşturması konularına dikkat çekti.
Türkiye'nin, 1952'den beri NATO'nun güçlü bir üyesi olarak katkılarını sürdürdüğünü ve stratejik konumu, askeri kabiliyetleri ve operasyonel deneyimleriyle NATO'nun vazgeçilmez bir müttefiki olduğunu belirtti. Ayrıca, NATO'nun geleceğinde olası değişikliklere karşı Türkiye'nin millî güvenliğini çok boyutlu, proaktif ve milli çıkarlar doğrultusunda planladığını, caydırıcılık ve yerli savunma sanayii çalışmalarını güçlendirmeye devam ettiğini vurguladı.
Güler, Avrupa güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olarak Türkiye'nin, AB'nin savunma girişimlerinin kapsayıcı ve NATO'yu tamamlayıcı olması gerektiği görüşünü savundu. Avrupa savunma yapılarının NATO ile mükerrer olmasının, dayanışmayı zedeleyebileceğine işaret etti. Avrupa’ın güvenlik ihtiyaçlarına katkı sağlamak ve bölgesel aktörlerin yapıcı katkı yapması gerektiğine inandığını belirtti. Türkiye'nin dışlanmasının Avrupa güvenliğine zarar vereceğini ifade etti.
Güler, Avrupa Güvenliği için Eylem Programı'nı (SAFE) ve Türkiye’nin bu programa dahil edilip edilmemesi konusunda, Türkiye'nin, Avrupa’nın güvenlik ihtiyacı ve sahadaki kabiliyetleri dikkate alınarak, programın başarısı için kritik katkı sağladığını ve AB’nin bu konuda adil davranması gerektiğini söyledi. Avrupa’nın kriz dönemlerinde Türkiye’ye olan ihtiyacının, program dışlanmasına rağmen devam edeceğine işaret etti.
ABD'nin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi hakkında, Türkiye'nin, ABD'nin askeri ve siyasi kaynaklarını daha seçici kullandığını ve tehditlerin coğrafyadan ziyade yüksek yoğunluklu rekabet alanları olduğunu belirtti. Ayrıca, ABD’nin Rusya’ya ilişkin önemdeki değişikliklerin, Türkiye’nin hassasiyetlerini etkilemediği ve kendi risk haritası ile çıkarları temelinde politika geliştirdiğini vurguladı. Karadeniz, Doğu Akdeniz ve enerji güvenliği gibi meselelerin Türkiye’nin öncelikleri arasında olduğunu belirtti. Orta Doğu'nun, uzun vadede barış ve istikrara kavuşması hedefine sahip olduğunu ve bölgenin kalkınmaya odaklanması gerektiğine işaret etti.
Güler, Suudi Arabistan ve Pakistan ile kurulan savunma ittifakı ve bölgesel güvenlik ilişkilerinin, NATO ile uyumlu ve tamamlayıcı olduğunu vurguladı. Bölgesel güvenliğin uzun süredir sürdürüldüğünü ve bu ilişkilerin, NATO'nun temel ilkeleri ile çatışmadığını belirtti.