SON DAKİKA
Reklam yükleniyor...

Nesrin Ercan

Nesrin Ercan tarafından kaleme alınan bu yazıda kadınların değeri, tarih boyunca süregelen duruşları ve 8 Mart’ın anlamı ele alınıyor. Kadınların kıymeti ve mücadelesine vurgu yapılıyor.

Nesrin Ercan
Reklam yükleniyor...

Nesrin Ercan

Birazdan okuyacağınız satırları yazmak için seçtiğim kağıt ve bu kağıdın dönüşümüne vesile olan ağaç; şu an elimde tuttuğum kalem de, yazacaklarım nedeniyle oldukça mutlu olduklarını düşünüyorum.

Çünkü yazacaklarım insanlığın yüzü. Geleceğin geçmişe uzattığı eli. Yaratılanların önsözü. Aslın ve asra direniş. İnsanlığın en sarsılmaz kalesi. Kutlu gölgeleri, yüzyıllar ötesine yansıyan tecelli aynası. Kalplerin öncüsü ve önceliği. Zamanın benzersiz örneği. Değişimlerin değiştirmeye gücünün yetmediği. Yaratılanlardan, yaratılanlara armağan. Kainatın en derin kökleri. Umudun yuvası. Sabrın hiçbir zaman gitmediği, gidemediği.

Güç, güven, ışık, ses, nefes, akıl ve dua. Asırlar, asıllar, satırlar, hatıralar... Kaleme alınan tüm bu satırlar, asırlara hatıra olsun. ‘Asıllar’ gibi zaman üstü mührünü elinde tutsun. Bir varlığı yazıyorum çünkü. Bir varlığın varlığına yazıyorum. Varoluşun en nadide, en parlak, en gerçek ve en koruyucu haline...

O öyle bir varlık ki; adı ayetle onurlandırıldı. Adına devletler, yurtlar kuruldu. Peygamberimiz (s.a.v) Veda Hutbesinde onu 'Emanet' olarak nitelendirdi. Cennet, o emanetin ayaklarına serildi. Kur'an ile hakkı korundu. En büyük savunucusu, Alemlerin Rabbi oldu. ‘Ziynet’ dedi Yüce Rahman (c.c) onun için. ‘Cennetin süsü’ olarak adlandırıldı. Yeryüzünün dengesi, gökyüzünden en önden işitilen olma nimeti verildi. Ruhuyla bütünleşen ve ismiyle müsemma rengarenk çiçekler yaratıldı. Toprak ona benzetildi. Su ona. Düzen ve nizam onun varlığında şekillendi.

Yurdun, yuvanın, ocağın hiç sönmeyen harı. Deniz feneri gibi yol gösteren, güneş gibi ısıtan ve ay gibi ışıtan her zaman. Dinin yarısı ve cennetin kapısı... Kar tanesinin beyazlığı, kuşların sadece uçmayı bilmesi gibi zorunlu ve karanlığı aydınlatan şimşeğin belirginliği gibi varlığı. Bazen savaşçı, bazen şifacı. Bazen Han, bazen Sultan. Sonsuz bir merhametin doğduğu kaynak. Vedûd (c.c) isminin muhatabı olmaya en uygun olan.

'Nîsâ' kadın demektir. Düşünün. Allah kelamı Kur'an-ı Kerim'de doğrudan kadınlara yönelik hitaplar bulunuyor, onların haklarını ve sorumluluklarını düzenleyen 176 ayet var. Bu, kadınların kıymetli ve her biri bir dünya olan varlıklar olduğunu gösteriyor. Her biri dünyaya bedel.

Ama içlerinde öyleleri var ki; yıllar, yüzyıllar geçse de hâlâ hayatta. Yüzleri hatırlarda, sözleri ve söyleyemedikleri hafızalarda. Düşünüş biçimleri zihinleri etkiliyor ve gelecek nesillere öğretiyorlar. Duruşları kusursuz hissettiriyor. Güvende hissettiriyor insana. Takdir edilmese de taklit edilemeyen, Allah’ın merhametinin temsilcisi olan kadınlar. En güçlü, dirençli ve yıkılmaz kullar. Yokluğun ve yoksulluğun sarsamadığı, hayatın yıldıramadığı kadınlar. Sıradan şeylerle asla sıradan olmayan, hep kendi kalan ve kendisi olmaya çalışan, ‘benzemeyen’ asil ruhlu kadınlar.

Bütün toplumsal dayatmalara, baskılara, yozlaşmaya ve çağın popülerliğine rağmen kendi değerlerine sahip çıkan, bu gelişmelere ve ‘herkesleşmeye’ uyum sağlamaya çalışmadan, fıtratını terk etmeden yaşamaya devam eden kadınlar. Zamanla devleşen ve zamanın unutturamadığı kadınlar. Kimi zaman Asiye, kimi zaman Amine, Hatice, Meryem, Zeynep, Kamile; kimi zaman Tomris, Nene Hatun, Sümeyye, Gülşah, Melike. Ama ruhları hep aynı, duyguları benzer, ayak izleri ardışık. Hepsi aynı yoldan yürüyüp, aynı ağacın gölgesinde oturmuş gibi. Savundukları ve mücadeleleri aynı. Bu bir ‘öz’e dönüş ve kendine dönüş çağrısıdır. Kadının değerinin sadece bir günle sınırlı kalmayacağını bilir, aile, toplum ve gelecekteki gerçek yerine ulaşma çağrısıdır. Başarıdan emin olup, 8 Mart gününün gerçek hikayesine bakmanızı öneririm.

Etiketler:

kadındeğermücadele8-martnesrin-ercan
Reklam yükleniyor...