Türkiye’de artan omurga hastalıklarında, kişiye özel planlanan endoskopik cerrahi yöntemleri öne çıkıyor. Uzmanlar, tedavi ve yaşam kalitesi açısından bu yaklaşımların önemini vurguluyor.

Türkiye’de her üç kişiden biri bel ağrısı deneyimi yaşıyor. Özellikle 30-50 yaş grubunda yoğunlaşan ve hareketsizlik, yanlış duruş gibi faktörlerle artan omurga hastalıkları, halk sağlığı açısından önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu hastalıklar, yetişkinlerin yaklaşık üçte birinin son bir yıl içinde, toplumun ise yüzde 70-80’inin hayatında görülebiliyor.
Bel, boyun, sırt fıtığı ve kanal darlığı gibi hastalıklar, aktif yaşam ve iş yaşamını etkiliyor. Bu durumu hızlandıran nedenler arasında masa başı çalışma, yanlış duruş ve yaşa bağlı disk yıpranması bulunuyor.
Endoskopik omurga cerrahisine özel önem veren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Rifat Saygın Altınağ, omurga hastalıklarının yalnızca yaşlılar değil, aktif çalışan bireyler için de sağlık sorunu olmaya devam ettiğini belirtiyor. Günümüzde hastalar, neden belirli bir yöntemin tercih edildiğini bilmek ve tedavi planlarını anlamak istiyor, bu da kişiselleştirilmiş cerrahi yaklaşımlara yöneltiyor.
Omurga cerrahisinde, aynı tanıya rağmen tedavi seçeneklerinin hastadan hastaya değiştiğine işaret eden Altınağ, fıtığın seviyesi, sinir baskısının derecesi ve hastanın genel sağlık durumu gibi değişkenlerin dikkate alınmasıyla endoskopik bel, boyun ve sırt fıtığı ile kanal darlığı cerrahilerinde standar kalıplardan uzak durulduğunu anlatıyor. Bu yöntemde, sadece sorunlu bölgeye ulaşmak amaçlanıyor ve gereksiz doku hasarını önleniyor.
Gelişen teknolojilerle birlikte, tam kapalı omurga cerrahisi, uygun hastalarda hedefe yönelik müdahale olanağı sunuyor. Bu tekniklerde monoportal ve biportal yöntemler kullanılabiliyor ve farklı tekniklerin tek merkezde uygulanabilmesi, hastanın ihtiyacına uygun yöntem seçimine imkan veriyor. Türkiye’de bu yöntemleri kullanabilen birkaç merkezden biri olarak, teknolojik altyapı ve görüntüleme teknolojileriyle planlanan cerrahiler gerçekleştiriliyor.
Hastaların erken mobilizasyonu, taburculuk ve günlük hayata dönüş süreleri, uygun teknik ve doğru hastanın seçilmesiyle mümkün oluyor. Cerrahi kararında, yalnızca görüntüleme bulgularına dayanmak yerine, şikayetler ve tedaviye yanıt da değerlendirilmelidir. Bu yaklaşımla, özellikle üretken yaş grubundaki bireylerde riskler azaltılıyor.
30-50 yaşlarındaki hastalarda, yapılan cerrahilerin işgücü kaybını engellemesi ve yaşam kalitesini artırması bekleniyor. Uzmanlar, düşük fiziksel aktivite ve masa başı çalışmanın bu sorunları tetiklediğine vurgu yapıyor ve bu yüzden kişiye özel tedavi yaklaşımlarının, başarının ve hastaların günlük hayata dönüş sürecinin kalitesini doğrudan etkilediğini belirtiyor.