Eşini kaybedenlerin yaşadığı yalnızlık ve sevgi üzerine yazılan bu yazıda, Hz. Hatice’nin Peygamberimize verdiği destek ve bağlılık anlatılıyor. Sevgi ve bağlılığın önemine değiniliyor.

Bütün bu karmaşanın içinde, eş olmanın anlamı en net şekilde gösterilmektedir. Kuran’da geçen bir dua ayetinde şöyle denir: “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.” Bu ayet, etkileyici ve derin bir anlam taşıyan “göz aydınlığı” ifadesini içerir. İnsan gözü nasıl aydınlanır? İnsan ruh haliyle nasıl gözleri ışıldar? Bu, kalpteki derin muhabbetin taşmasıdır. Bir insanın eşinin yüzüne bakıp gözlerinin parlaması, böyle bir eşin insanoğluna verilmiş en büyük nimet olmalı. Bu bağlamda akla Hz. Hatice gelir. Peygamber öncesi mağaraya çekilmiş, vahiy aldığında büyük korku ve titreme yaşayan Peygamberimize Hz. Hatice destek olmuştur. Peygamberin korkusu ve titremesi, vahyin gelmesiyle sona erer. Hz. Hatice onun yanında durarak onu rahatlatır ve destek olur. Ona olan bağlılığı, büyük sevgi ve muhabbetin sonucudur. Hz. Hatice, Peygamberimize verdiği destekle onu güçlendirmiştir. Hz. Hatice’nin vefatıyla birlikte Peygamberimiz ve tüm ümmet derin hüzün yaşar. Hz. Âişe’ye göre Peygamber, Hz. Hatice’yi kıskanırdı. Hz. Hatice’nin kız kardeşi Hâle’nin Peygamberimizin huzuruna girmek istemesi, Peygamberde heyecan uyandırır. Peygamber, ona karşı büyük bir saygı ve sevgi besler. Hz. Hatice’nin destekleri, onun samimi ve vefalı bir eş olmasını sağlar. Hz. Hatice, Peygamberin hayatında önemli bir yer tutar ve onun yüce değeridir. Bütün dinlerde peygamberlerin eşleri anneleri olarak kabul edilir. Bu ailelerin parçası olmak büyük bir şeref ve onurdur. Günümüzde böyle güçlü ve sevgi dolu evlilikler mevcut mu bilinmez, ancak birçok annede oğluna bakarken gözlerdeki sevgi ve aydınlık görünür. Eşlere ve kaybedilen eşlere duyulan özlem, insanın en büyük duygusudur. Kaybın ardından ortaya çıkan hüzün ve özlem, sevginin ve bağlılığın göstergesidir. Bir insanın gerçek değeri, bıraktığı boşlukla anlaşılır. Böyle eşler, dünyada cennete girmek gibidir. Kaybedilmesi en büyük acılardan biridir. Onu hatırlatan hatıralar, eşyalar ve sesler derin özlem ve hüznü getirir. Bunu en iyi anlayan ise onu her zaman hatırlayan tek kişidir. İnsan, sürekli hatıralara dalıp gider ve dünya ile bağlantısını neredeyse keser. Yalnızlık ve hasret, içteki derin sevginin ve bağlılığın ifadesidir ve Sezai Karakoç’un “Çiçek solarken kendi sapına eğilir. Bilirsin, yalnızlık budur.” mısrası bunu anlatır.