SON DAKİKA
Reklam yükleniyor...
Ana Sayfa/Kültür Sanat/Zehra Deniz Özdemir

Zehra Deniz Özdemir

Sevgisiz ve şiddet dolu bir dünyada, sevgi ve hoşgörünün önemi vurgulanıyor. Toplumsal kopukluklar ve yaşam şartlarındaki olumsuzluklar ele alınıyor.

Zehra Deniz Özdemir
Reklam yükleniyor...

Zehra Deniz Özdemir

Sevgisiz Dünya

Sevginin kimseye yük olmayacağını anlatan bir dervişin hikayesi anlatılmıştır. Odalarında kalacak yeri olmayan derviş, kapısını çalan bir misafire; “Maalesef evimizde kalacak yer yok” yanıtını verir. Misafir kendisini tanıtmak için; “Bir gül yaprağı su taşır mı?” demiş ve yer talebinde bulunmuştur. Bu durumda derviş, “Suyu taşırmayan bir gül yaprağı her zaman yer bulur” diyerek onu içeri alır. Buradaki anlatım, sevginin, yani suyu taşırmayan gül yaprağı olarak adlandırılan şeyin, her zaman sevgiye yer olduğunu vurgulamaktadır.

Günümüzde sevgi gerçekten eskiye göre ne kadar az yer buluyor diye düşünülmesi gerektiğine inanıyorum. Ne yazık ki, sevgi duygusu hayatımızdan giderek uzaklaşıyor. Dünyanın birçok bölgesinde savaşlar yaşanıyor ve etrafımız ateş çemberi içinde kalmış durumda. Sokaklarda, ekranlarda, filmlerde şiddet ve nefret tohumları ekildiği, insanların hayvanlara, kadınlara, çocuklara uygulanan şiddeti izlediği görülüyor. Bu durumun, elimizden bir şey gelmemesiyle birlikte derin bir kayıp olduğunu gösteriyor.

İnsanlara, hayvanlara ve doğaya şiddet uygulamalarının artmasıyla deprem, fırtına, seller ve kuraklıklar da şaşırtıcı olmayan doğa tepkileri olarak ortaya çıkıyor. Dünya iklim krizleri ve su savaşları gibi gelişmeler, dünyanın genel bir çöküş yaşadığını gösteriyor. Sevginin tüm dünyada kaybolduğu bir ortamda, bizim ülkemizde de durum farklı değil. Televizyonlarda küçük çocukların bile görebileceği kadar şiddet, kavga ve savaş sahneleri gösteriliyor. Ayrıca, 11 Eylül saldırılarında, beş bin kişinin öldüğü en korkutucu olayda bile, bazı yayın organlarında kan gösterilmemiştir. Yüzlerce kötüleme ve çatışma haberleri, insanların içini karartan medya tarafından sürekli olarak aktarılıyor. Huzurlu günlerin sona ermiş olup olmadığını sorgulamaya başladık.

Sevgi, hoşgörü ve misafirperverliğin olduğu topraklarda artan sevgisizlik dikkat çekiyor. Tarih boyunca Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Velisi gibi büyük isimlerin yaşadığı bu topraklarda sevginin kaybolması gerçekten üzücü. Hoşgörü dinine inananların bundan rahatsızlık duyması gerekmez mi? Daha kavgacı, daha mutsuz, daha hoşgörüsüz ve daha sert bir toplum mu oluyoruz? Aileler, eğitim kurumları ve din adamları görevlerini yapmayı mı bırakıyor? Başka propaganda odakları mı hüküm sürüyor? İnsan ilişkilerinde ciddi kopukluklar görülüyor; aile bağları zayıflıyor, boşanmalar artıyor. Sokaklar, okullar ve meclisler bile hoşgörüsüzlük ve sevgisizlikle dolu. İnsanlar sadece kendisini düşünüyor ve bencillik, çıkarcılık artıyor.

Bu durumda, neden kavgasız ve huzurlu bir yaşam mümkün olmuyor? Demokrasi ve ortak yaşama kültürü neden yeterince benimsenmiyor? Başkalarının haklarına saygı göstermek zor mu geliyor? Tarihteki birlik ve dayanışma ruhumuz neden aşınıyor? “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” anlayışı neden kayboluyor? İnsanlar arasındaki güven bunalımı, sevgi ve saygı azalması neden çoğalıyor? Maddiyat ön plana çıkarken, ilişkiler maddi kazançlara dönüşüyor. Aşklar bile ticarete dönerken, içimizde bir bozulma ve çözülme olup olmadığını sorgulamalıyız. Yardımsever ve hoşgörülü insanların yerini, “kötülük” virüsü almış olabilir mi? Bu virüse karşı bir tedavi bulunmalı ve içimizdeki iyi insanı tekrar ortaya çıkarmalıyız. Önyargıları ortadan kaldırmak, sevgiyle bağları güçlendirebilir. Sevginizi gizlemeyin.

Etiketler:

sevgihoşgörütoplum
Reklam yükleniyor...