Küresel krizler ve siyasi çatışmalar nedeniyle ekonomi büyük bir belirsizlik yaşıyor. Türkiye ise ekonomisini koruma ve gelişen riskler karşısında adımlar atmaya çalışıyor.

HABER/ANALİZ : Erdal SAĞLAM
(ANKARA) - Küresel ekonomi, ABD Başkanı Donald Trump’ın tetiklediği büyük değişim ve çatışmaların etkisiyle, büyük bir kaos içine girdi. Bu kaosun etkileri ve ne zaman sona ereceği henüz kestirilemezken, Türkiye ekonomisi ise çok daha temel sorunlarını aşabilmiş değil.
Ülkelerin yeni pozisyon arayışlarının hızlanması, rezerv para tercihlerini derinden etkilemeye başladı. Buna İran gibi derin siyasi çatışma alanları eklenince, doların değer kaybetmesi, altının tarihinde görülmemiş rekorlar kırması gibi aniden yaşanan küresel kırılmalarla karşılaşılıyor.
Kaos dönemlerinde güvenli liman olarak görülen altın, çatışmalara ilişkin gelen haberlere bağlı olarak, sürekli bir dalgalanma içinde. Uluslararası bankalar neredeyse her gün, ayrı dolar- altın tahminleri açıklıyor. Ayrıca dünyada yatırım tercihleri hızla değişiyor ve bu durum küresel piyasalarda dalgalanmalara neden oluyor.
Son zamanlarda teknoloji şirketlerinin hisse senetlerinden çıkışlar hızlanırken, savunma şirketlerine yatırımlar artış gösteriyor. Siyasi çatışmaların uzun süre gündemde kalacağının göstergesi olarak bu söz konusu yatırımlar öne çıkıyor.
Japonya’daki yeni yönetimin Çin’e karşı sert tutumu, yen politikasında radikal değişiklikler ve dış yatırımların Japonya’ya dönmesi gibi gelişmeler, küresel ekonomiye etki ediyor. ABD’nin sekter tutumu nedeniyle savunma harcamalarını artıran AB’nin, yeni partnerler arayışındaki girişimleri de, hızla değişen küresel sistemin işaretleri olarak görülüyor.
Özetle, küresel güçler ve ülkelerin kartları yeniden oynanıyor. Başkan Trump’ın olası iadeyi seçim sonuçları ve iktidar ömrü tartışmalarına konu olurken, ABD’nin değişime başlaması ve sekter tutumlarından vazgeçmesi de gündemde. Ancak bu dönüşüm sürecinde radikal adımlar atılsa bile, küresel sistem eski haline geri dönemeyecek gibi görünüyor.
Ülkeler çıkarlarını korumak için bu değişimi anlamaya ve yeni pozisyonlar almaya çalışırken, Türkiye’nin ise bu küresel kaosa karşı hazırlıksız yakalandığı açık. Ekonomide uzun süredir devam eden istikrarsızlık, halen çözülebilmiş değil.
Küresel kaosun Türkiye’ye fayda sağlayacağı iddia edilse de, son günlerde bunun tam tersi söylentiler ortaya çıktı. Henüz Türkiye’nin bu ortamdan nasıl etkileneceği net değil.
Küresel gelişmeler Türkiye ekonomisine fayda sağlayıp sağlayamayacağını belirlemezken, 3 yıllık istikrar programına rağmen enflasyonla mücadelede kayda değer bir ilerleme sağlanamadı. 2026 tahminleri enflasyonda yeniden artış ve cari açıkta büyüme risklerini gösteriyor. Buna karşın, Türkiye’de yönetim büyüme oranlarını yüksek göstermeye devam ediyor.
Enflasyon ve büyüme dengesi kurulamadığı için, uzayan istikrar programı çalışanlar ve emekli kesimini olduğu kadar sermaye kesimini de olumsuz etkiliyor. Bu ortamda, "faizlerin mutlaka düşmesi ve piyasaların rahatlaması" talebi yüksek sesle dile getiriliyor. Enflasyonla mücadele yapılmadığı halde, bu talepler öne çıkıyor ve iç siyasi tansiyonu artırabilir.
Türkiye’nin küresel değişimlere uyum sağlamak için yeni adımlar atması, yeni iş alanları ve teknolojik yatırımlar yapması, yeni pazarlar ve ülke gruplarını değerlendirmesi gerekirken, sadece ABD ile ilişkiler temel alınarak Suriye gibi pazarlar yaratılmaya çalışılıyor.
Siyasi iktidar, çözüm ve etkilerini yönetmeye çalışıyor. Güncel odağı, seçime hazırlanmak, yargı adımları ve meclis gündemine ilişkin gelişmeler. Küresel kaos sona erdiğinde ve yenilenen oyun kurallarıyla yeni safhalar başladığında Türkiye’nin konumu belirsizliğini koruyor. Ekonomik ve siyasi adımlar, hükümet içi gelişmelerle sınırlandırılıyor, ana gündem ise seçim ve bakan değişimleri üzerine yoğunlaşıyor.